Search
  • minekobal

Soru sormak için en iyi zaman: Şimdi

Updated: Mar 2

Bütün bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.

Sokrates


Meraktan bahsettiğimizde bir iki cümleye kalmadan “soru sormak” gündeme geliyor. Daha temiz ve derin iç görü alabilmek için soru soruyoruz, yaratıcılık cesaretini gösterebilmek için soru soruyoruz. Soru sormak bu kadar kritik bir beceri iken, hatta Sokrates’ten bu yana aynı doğruları konuşmaya devam da ederken, neden çok az insan soru sorma sanatında ustalaşabiliyor? Soru sormakla ilgili meraklı bir soru isterseniz, sizi de bekleriz buyrunuz.

Acemi çocuk merakından bahsetmek için doğru yere geldik sanırım. Ortalama 4-5 yaşında bir çocuk günde kaç soru sorabilir. Evde varsa daha hızlı yanıt verebilirsiniz. Laboratuvar ortamında sorular sayıldığında günde 350-400 gibi şaşkınlık uyandıracak bir performans ile karşılaşıyoruz. Bu arada bu soruların önemli bir kısmı “açık uçlu” ve son derece kaliteli sorular.


  • Su neden ıslak?

  • Gökyüzü neden mavi?

  • Kedilere göre gökyüzü ne renk?

  • İkimizin de gördüğü mavi aynı mı?

  • Ben hem şimdi hem de geçmişte mi varım?


Biz geçiştirdikçe, çocuklar bir şeyleri öğrenip meraklarının yerini daha keyif almaya başladığında sorular da "yapabilir miyim?” tadında izin isteme eylemine dönüşüyor. Biraz daha Netflix izlesem, biraz daha geç yatsam, bir dondurma daha yesem gibi.. Bu ifadeler dilbilgisi açısından soru ifadeleri olmakla birlikte gerçekten özlediğimiz sorular değil. Okulda da hikaye iyileşmiyor, sınav ve geçer not kaygısıyla sorular sınav kapsamıyla kısıtlı kalıyor. “Bu konu sınava dahil mi?” “İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?” Bu ikinci soru hala yaşıyor mu diye yazarken merak ettiğimizi eklesem… Okul sonrası da işe doğru geçtiğimizde, yeni başlayan profesyonel yaşam ve toplantı odaları ile tanışma bir dolu yeni meraklı soruyu masaya getirebiliyor. Ancak daha “kıdemli” o bilindik sorulan cevaplarına hakim (!) müdür haddini bildirme rolünü üstlendiğinde yine vasat bir duruş puan kazanıyor.


  • Merak eden, hata yapmak ve denemek için cesareti olan, öğrenme iştahı yüksek tarafımız: 0

  • Söyleneni tam olarak yapan, ortalama sonuçlarla yetinen, köye yeni adet getirmeyen tarafımız: 1


Sonucu merak ederseniz günde temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak 10-15 soru ile idare ediyoruz. Okul sonrası ise iş ve yeni heves bir kaç soru sonrasında daha kıdemli bir müdür haddini bildirince.


Tam bu noktada Google’ın efsane CEO’su Eric Schmidt'ten özlü bir söz alalım “Bu şirketi yanıtlarla değil sorularla yönetiyoruz.” Soru sormaya, kaliteli soru sormaya devam edersek, daha iyi yanıtlar da gelecektir güzel bir perspektif.


Şimdi biraz hayal kuran tarafınızı davet etmek istiyoruz. Bir yönetici düşünün ve her hafta yaptığınız bir toplantıda şöyle bir soru sorduğunu hayal edin. “Ben anlamadım, bunu nasıl yapabiliriz?” Varsayım tuzağının içinden sorduk nedense, hayal eden tarafımıza ihtiyacımız varmış gibi. Masadaki konuyu çok da iyi bilmeyen bir yönetici, anlamadığını tevazu ile ifade eden, ekibini soru sormaya belki bayrak kaldırmaya davet eden, öğrenme iştahı hala çok yüksek olan bir yöneticinin basit bir sorusunu yazmak istedik. Bu ve benzeri “acemi çocuk” soruları birebir görüşmelerinizde, toplantılarınızda sık karşınıza çıkıyorsa ne kadar şanslı olduğunuzu fark edin ve bu sahneleri daha da büyütün. O kocaman egosunu korumaya çalışan, anlamadıklarını halının altına süpüren bir yönetici nasıl karın ağrıtır hepimiz çok iyi biliriz. Korku kültürü olduğunda meraklı çalışanlar için işe devam etme motivasyonu da ortadan kalkar ve çalışma/ üretme/ gelişme heyecanı ile yeni iş fırsatlarını yaratarak veda ederler.


Bir gerçek yaşam örneği ile devam edelim; Greg Dyke BBC’nin en tepe koltuğuna geldiğinde farklı lokasyonlarda yöneticileri/ çalışanları ile buluştuğu toplantılar düzenledi. Herkes doğal olarak etkileyici bir sunum beklerken o sade ve içten bir soru ile sahneye çıktı. “Sizler için yapabileceğim dünyanızı iyileştirecek bir tek şeyin ne olduğunu düşünüyorsunuz?” Gelen yanıtları dinledikten sonra ikinci bir soru daha yöneltiyordu “Müşterilerimiz için yapabileceğim onların dünyasını iyileştirecek bir tek şey ne olurdu?”


Bu iki soruyu hayatımıza katabildiğimizde nasıl bir dünyamız olur, bir an için düşünün. Bu düşünce ve devamında his iyi geliyorsa en iyi başlangıç zamanı “şimdi”.

Soru sormanın iyi bir şey olduğunu uzun uzun satmaya gerek yok tabii ki, ancak burada bir nefes alıp biraz daha derin bir kaç soruya yer açarak uygulamanın sahasına ve soru sormanın önündeki engellere uzanabiliriz, hazırsanız…


Her soru bir arayıştır.

Martin Heidegger


  • Soru sormanın faydaları konusunda en küçük bir tereddütümüz olmamasına rağmen neden hak ettiği eforu ortaya koyamıyoruz?

  • Önümüzde nasıl bir engel var?

  • Ya da hangi taşı/ taşları kaldırmamız gerekir ki su olması gerektiği gibi aksın?


Aklımıza ilk gelen yanıt iyi bir yanıtı filtrelemeden yazalım “tembellik”. Geçmişten getirdiklerimizi seviyoruz, başarı hikayelerimizi anlattıkça/ paylaştıkça onlarla aramızda daha da güçlü bir bağ oluyor. Ve eskiden yaptıklarımızı aynı şekilde kopyala yapıştır çoğaltarak yine başarı olacağımız günlerin özlemiyle soru sormaktan vazgeçiyoruz.


İkinci yanıtı da sevebilirsiniz, işin içinde cesaret var. Soru sormak tehlikeli bir iş çünkü, “bilmiyor” gibi görünmek, o havalı ünvanların yanında zorlayıcı olabilir. Herkesin mutlu olduğu bir sahnenin tadını kaçırabilirsiniz, belki bilmediğiniz ortaya çıkar, hiç olmadı bu soru efsane olup etiket gibi üzerinize bile yapışabilir. Önceki tüm kredilerinizi riske atmak mı? Bir kez daha düşünebiliriz.


Ve üçüncü yanıt ki sıklıkla duyuyoruz, hiç yabancı gelmeyecektir. “Çok işim var, bu yoğunlukta yetişemiyorum ki. Ben de soru sormak isterim ancak günde benim tarafımdan söndürülmeyi bekleyen bu kadar çok yangın varken, gerçekten soru sormak bir lüks.”

Bitter çikolata gibi biraz acı ancak pek faydalı bir gerçek: Soru sormadıkça, merak etmedikçe bu tuzaktan kurtulamıyoruz.


  • Yaptığımız işi nasıl tanımlarız?

  • Kim için nasıl bir değer yaratıyoruz? (müşteri veya çalışan)

  • Olmazsak ne eksik kalır?

  • Kimler neden mutsuz olur?

  • Müşterimizin dünyasında neler oluyor?

  • Ne duyuyor?

  • Ne hissediyor?

  • Ne söylüyor?

  • Neler görüyor?

  • Nerelerde karnı ağrıyor?

  • Nerelerde mutlu oluyor?

  • Hatta gidip (gitmeyip sosyal medyada) anlatıyor?

  • Çalışanlarımızın dünyasında neler oluyor?

  • Rakiplerimizin dünyası nasıl? Oradan nasıl görünüyoruz? Bizim için neler söylüyorlar? Biz onların nasıl hissetmesine neden ouyoruz? Hangi kaygılarını tetikliyoruz?


Verdiğimiz yanıtlarda gerçek bir diyalog kurabilmek için biraz daha derine dalmak gerekiyor. Yılmadan en az 5 kez “neden?” sorusunu sormak iyi geliyor, tabii ki cesaretle… Eğer size “neden?” sorusunu hatırlatacak, pratik bir öneri isterseniz çok sade ve işe yaradığına inandığımız bir notumuz var. Hatta sadece size değil, merak kültürünü pekiştirmek için de pek faydalı olacaktır. Önce duvarlarınıza “NEDEN?” sorusunu poster poster asın. Tabii ki duvarda kalmasın, gönlümüz razı olmaz, cümle içinde de bolca kullanın, iyi gelir. Burada ince bir çizgi var onu da eklemeden geçmiş olmayalım. Geçmişe yönelik ve kişiyi merkeze alan “neden?” sorularını önermiyoruz.

  • Neden yapmadın?

  • Neden bunu atladın?

  • Neden bu rakamlar burada kaldı?

Geçmişe yönelik neden diye sorduğunuzda karşınızdaki kişi bir şekilde savunmaya geçecek ve üçüncü bir tarafı günah keçisi olarak masaya getirecektir. Pozisyonunuzdan aldığınız güçle görüşmeden galibiyetle de ayrılsanız, kişinin gelişimini, hatadan alınacak dersi, öğrenme fırsatlarını öldürmüş olursunuz. Dolayısıyla “neden?” sorusunu oyun alanımızda kalan, seçimlerimizin yön verebileceği gelecek için kurgulamak sonuç verecektir. Ayrıca altta yatan niyetimizi sağlıklı bir sergilemek için kişiyi değil, davranışı eleştirdiğimize de emin olmakta fayda olacaktır. Bununla birlikte geçmişteki bir hatayı “neden?” diye sorgulamak için yanıp tutuşuyorsanız, kişinin bu şekilde davranmasının ardındaki inançlarını, değerlerini anlamaya çalışın. “Nasıl?” düşündüğünü sorabilirsiniz mesala, gelen yanıtlar ikinizi de büyütecektir. Nasıl bir sonuç elde etmeyi öngördüğünü, hangi kriterleri öne çıkardığını, diğer tarafların nasıl oyuna dahil olacağını öngördüğünü merakla sorabilirsiniz. Buralardan gelen yanıtlar bizim meraklı “Neden?” sorusuna karşılık gelecektir. Temel müzakere prensibi aklımızda kalsın “İşe karşı net, insana karşı esnek”


Cesaretle, kırmadan ve dökmeden aklımızdan geçen soruları paylaşabiliriz…


En iyi zaman ise “Şimdi”

Merak ettikçe biz büyüyeceğiz, karşımızdaki kişi büyüyecek ve “biz” büyüyeceğiz.

Sormadığımızda o fil odanın içinde olmaya devam edecek zaten.


Aynı merakı müşterilerimizle olan etkileşime de taşıyabiliriz, iç dış fark etmez müşteri müşteridir. O da başka bir yazı konusu olsun.


Merakı bol diyaloglarınız olsun 🎈




92 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com