Search
  • minekobal

Sofie'nin merakı

Üç bin yıllık geçmişin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.

Goethe

Kimin söylediğini hatırlamadığım bir söz “Okuduğunuz bir kitabı ikinci kez okumak istemiyorsanız, ilkinde zamanınızı boşa harcamazsınız” diyordu. Bugünün kitabı birden çok kez okunmayı hak eden, felsefeye giriş tadında Sofie’nin Dünyası...

1990’lı yıllarda tüm dünyada en çok satanlar listelerinin ilk sıralarını tutarken, bugüne kadar Türkiye’de de 46 baskı yaptığını ekleyelim. Sofie 15.yaş gününe hazırlanırken posta kutusunda gizemli ve imzasız bir mektup bulur. Mektup bir kelimeden oluşur “Kimsin?” Sonrasında gelen mektuplar meraklı ve davetkar sorularla felsefe tarihini aktarmak için bir zemin oluşturur. Sofie’nin maceraları felsefe tarihini anlatan bölümlerle sıklıkla kesilir ve fonda meraklı sorular okuyucuya eşlik eder.

  • Ben nereden geldim?

  • Ölünce nereye gideriz?

  • Dünya nasıl oluştu?

  • Tüm bu olan bitenin ardında nasıl bir anlam var?

Kitap 90’lı yılların ruhuna uygun olarak bilgiyi şekere batırarak sunalım kaygısını fazlasıyla hissettirse de temel bilgileri toparlaması açısından “mutlaka okunsun” tavsiyesini hak ediyor.

Hayret etmeyi ve merakı bilgeliğin başlangıcı olarak tarif eden Antik Yunan filozoflarına gönderme yaparak şimdi Sofie’nin Dünyasından sihirbazın tavşanı kısmına gelirsek...

Jostein Gaarder sihirbazın tavşanı metaforu ile insanların günlük koşturmasını anlatır. Eğer bizler şapkadan çıkan tavşanın üzerinde yaşayan minik varlıklar isek, muhtemelen tüylerinin dibinde sıcak ve güvenli alanda Goethe’nin söylediği gibi günübirlik yaşamlarımızı sürdürürüz. Peki kimler bu güvenli ve bildiğimiz alanı terk edip tüylerin tepesine çıkarak neler olduğunu merak eder?


Çocuklar, filozoflar, bilim insanları, sanatçılar…


Einstein meraklı sorularıyla tüylerin tepesine çıktığında sihirbazın gözlerinin içine bakarak “Tanrının ne düşündüğünü merak ediyorum, geri kalanı sadece detay” demişti.


Felsefe ve bilim sürekli merakla keşfetmek ve anlamak için soru sorar. Kabul etmekte ise hiçbir sakınca yok bu soruların olası yanıtları pratik hayatta bir değer yaratmakla öncelikli olarak ilgilenmez, sadece sorunun merakı ile devam ederler. O nedenle de bilim ve felsefenin merakı daha çocuk enerjisi taşır. İş hayatında merakın alan bulmakta zorlanmasının altında yatan nedenlerden biri de bu olabilir. İşte tam da bu nedenle bugün işe merakı ve yaşama coşkusunu taşımak çok daha önemli.


Hepimizin bildiği, hatta içinin de boşaltıldığından şikayet ettiğimiz iyi haberi hatırlayalım. Çocukken hepimiz çok sayıda ve gerçek meraklı soru soruyorduk. Picasso’nun da dediği gibi hepimiz dünyaya sanatçı olarak geliyoruz, sonrasında merakımızdan güvende kalmak için, günübirlik yaşamak için uzaklaşıyoruz.

Çocukken sorduğunuz annenizi/ babanızı en çok zorlayan meraklı sorularınızı tekrar bulduğunuzda bugün için kendinize nefis bir hediye vermiş olursunuz.


Benden iki çocukluk sorusu merak ederseniz 🎈


Birincisi Jules Verne kitaplarını daha sık okuduğum zamanlara denk geliyor sanırım. Sorum şöyle şimdi bir karar alsam o kararı yaşayacak bir ben ve yaşamayan farklı bir ben mi var? Geleceğe gitsem kendimden kaç tane hikaye ile karşılaşırım? Zaman makinesinin görüntülü telefon gibi yakın yıllarda mutlaka icat edileceğine inanıyordum, bu arada


İkinci soru da Erich von Daniken’in kitaplarını okuduğum günlerden. Boy, en ve yükseklik, hatta zamanla birlikte dört boyut olduğuna inanıyoruz. Karıncalar da boy ve en ile yaşıyor, hadi onların da zamanı var. Ancak yüksekliği bizim gibi değil. Bizi de karıncalar gibi gören birileri varsa, üzerimize kocaman bir taş koysalar onu karınca gibi bir nokta olarak mı göreceğiz?


Bugün bu tatta bir soru sorabilecek zihinsel boşluğu yaratabilmek ne güzel olurdu. Daha düzenli meditasyon mu bu ihtiyacın yanıtı bilmiyorum ancak yeni sorular sormak yeni hayretlerle karşılaşmak, paylaşmak için çok doğru bir zamanda olduğumuza inanıyorum.


Merakımız bol olsun 🎈



326 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com