Search
  • minekobal

Sade ve sakin bir merak: İçe dönük olmak

Yaklaşık bir buçuk yıl önce Fatih’in hediyesi olan Susan Cain’in Quiet kitabını bugünün sorularıyla tekrar karıştırmak istedim. Evde kalma deneyimini çok daha sakin karşılayan içe dönüklerden alacak derslerimiz olabileceğini düşünerek…

İç dönükleri; dinlemeyi konuşmaya tercih eden, enerjisini yalnız kaldığı sakin anlarda depolayan, yakın arkadaşları ile daha küçük gruplarda derinleşmeyi tercih eden veya bir müzede tablonun karşısında hiç saatine bakmadan 15-20 dakika geçirebilen kişiler olarak tanımlarken; dışa dönükler için küçük sosyal sohbetleri seven, hep anlatacak bir hikayeleri olan, sesleri daha yüksek çıkan ve sosyal dünyadan enerjisini alan ifadelerini kullanırız.


Batı dünyasının sanayileşme ile birlikte, daha çok insanı harekete geçirmenin de önemiyle dışa dönüklere tüm başarı kredisini vermeye başladığını biliyoruz. Bununla birlikte dünyanın doğusunda sessizlik ve bilgelik değer verilen başlıklar olarak yaşamaya devam etti. Burada bizim topraklar için hikaye nasıl diye bir parantez açabiliriz. Genetik mirasımızdan doğru “Söz gümüşse, sükut altındır” gibi özlü sözlerimize rağmen profesyonel yaşamda sonuç ve aksiyon odaklılığa çok prim verdik. Bu durum arada kalmak mı yoksa bizi zenginleştiren çeşitlilik mi uzun, heyecanlı ve keyifli bir tartışma konusuna bizi götürebilir.

Peki buradan merak temasına ne taşıyabiliriz?

Merak'ın boşluktan beslendiğini biliyoruz. Koşturma içerisinde nefes alacak, düşünecek, merak edecek fırsat bulamadan otomatik pilota geçebiliyoruz. Fark etmek, durmak, boşluğu deneyimleyerek soru sormak merakımızı büyütecekse, içe dönüklerin sükunetinden ilham alabiliriz. İçe dönükler için aynı mesele üzerinde uzun uzun kalmak çok daha doğal bir durum, çoğu zaman. Referansımız da iflah olmayan bir içe dönük Einstein olabilir, sırrını aynı problem üzerinde daha uzun kalması olarak paylaşıyor. Bir de meşhur "özel bir yeteneğim yok, meraklıyım sözü" var.


Yine birkaç meraklı soru isterseniz:

  • Yalnız olmak ile tek başına olmak arasındaki farkı nasıl deneyimliyoruz?

  • Tek başımıza zaman geçirmek ne kadar iyi geliyor?

  • Gerçekten soru sormaya, meseleleri tanımlamaya zaman ayırabiliyor muyuz?

  • Sorularımızın derinliği kendimizi ne kadar tatmin ediyor?

  • İkinci ve üçüncü soruyu sorarken ne kadar zorlanıyoruz?

  • Yoksa eski dünyadan kalan hızlı aksiyon odaklı halimizle bir dolu yanıt üretip, sonra başka konulara mı atlıyoruz?

  • Yanıtlara koşarak sarılacak tarafımızı ne kadar tutabiliyoruz?

Peki çok sevdiğimiz, mülakatların vazgeçilmez takım çalışması bu durumu sabote ediyorsa, ne yapmamız gerekiyor?

Kendimizi keşfetmek için diyaloglara ihtiyacımız olduğunu kabul ediyoruz, Martin Buber'in referansı ile de böyle söylüyoruz Ancak bir araya gelen insanlar her zaman sağlıklı bir diyalog inşa edemeyebiliyor. Dinlemekten çok anlatmak isteyen ve sadece anlatmak isteyen insanlarla bu hikayeyi gerçekleştirmek pek mümkün değil. Bu durumda sihirli kelime "denge"yi birlikte tekrar hatırlıyoruz. çünkü takım çalışmasının yükselen tansiyonu iyi gelebilse de içe dönüklerin zihinsel yolculuğuna zarar da verebilir. Sesi yüksek çıkan dışa dönükler, içe dönüklerin boşluklarını izin bile almadan işgal ediyorsa lütfen takım çalışması yapmayın. İçe dönükler burada bir şeylerin iyi çalışmadığını sorulmadan söylese, dışa dönükler de ortamda neler olduğunu okuyabilse ne güzel olur.


Birkaç tavsiye isterseniz, Cain'in kitabından kalanlar

Kendinizden başlayarak çevrenizin merakını büyütmek istiyorsanız onlara boşluklarını hediye edin. Takım çalışması için her durumda ısrarcı olmayın bir de… Olacaksanız da içe dönüklerin daha derin tartışmalar için küçük gruplarda yer almasına alan yaratın. Biraz liderlere seslenir gibi oldu bu cümle, kabul ediyoruz. İçe dönük eğilimle kişilerin toplumun üçte biri ile yarısı arasında bir yerlerdeyse alacak çok yolumuz var, özetle.

Cain’in kitabında en sevdiğim cümlesi, hatta tüm kitabın büyük fikri belki de “Boş zamanınızı içinizden geldiği gibi geçirin, olması gerektiğini düşündüğünüz gibi değil.”


  • Gerçekten içimizden ne geliyor, ne kadar farkındayız?

  • Kendimize itiraf ettikten sonra, bu durumu ne kadar davranışlarımıza ve seçimlerimize yansıtabiliyoruz?

Cain’in hepimize tavsiyesi bu dünyada hep yanımızda taşıdığımız çantalarımızın içine tekrar bakmamız. İçe dönükler içinde neler olduğunu muhtemelen bakmadan da söyleyebilecekler; kitaplar, belki yarısı bitmiş defterler, bol bol renkli kalemler diye hayal ettim. Dışa dönüklerin ise belki önce çantalarını nerede bıraktıklarını hatırlamaları gerekecek, sonra da içinde her ne varsa nezaketle paylaşabilirler 😉


Merakımız bol olsun🎈



152 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com