Search
  • minekobal

“Neden?” sorusunun sihri yine yeniden...

Yapay zekaya alıştık, yapay zekaya daha yakın olmak için çaba da gösteriyoruz. Ancak yapay zekanın gerçekleştiremeyeceğine inandığımız alan merak. Bu yüzden de yapay bilgelik diye bir tanım yok, hatta devamında da çok şükür diyebiliriz iyi ki yok. Merakı süper gücümüz ve kalkanımız olarak konumlandırmamızın ardında da bilgelikten aldığımız kredi var.


Buradan merakı iş yaşamına taşıdığımızda Sokrates’in “KENDİNİ BİL” ifadesini büyük harflerle yazarak kendimizi varoluşsal bir sohbete davet edebiliriz.


Fiziksel olarak (artık sanal da varlık göstermeyi kabul ediyoruz) var olan ancak ruhu çoktan işten ayrılmış, umudunu kaybetmiş kaç kişi vardır? Sabah kalkıyorsunuz, olması gerektiği gibi iç veya dış müşteri tüm görüşmelerinizi yüzünüze yapışmış bir gülümsemeyle ve nezaketle gerçekleştiriyorsunuz. İşleriniz gecikmiyor, hedeflerinizi de tutturuyorsunuz. Ancak sabah uyandığınızda veya akşam uykuya dalmadan önce (başınız ve yastık arasındaki mesafenin kısaldığı ve uyanık olduğunuz sahnelerdeyim) ne yaptığınızı düşünmek karnınızı ağrıtıyor. Neyse ki yetişmesi gereken işler var ve düşünmeden koşturabiliyorsunuz. Arada birileri sizden yaratıcı bir öneriler istiyor, onlara da ayıp olmasın diye kopyala yapıştır birkaç öneri ile karşılık verebilmeyi hayal gücünüzden geriye kaldığını varsaydığınız son damlalarla yönetebiliyorsunuz.


Ursula le Guin yaratıcılık kelimesinin iş ve akademi dünyasında çok içinin boşaltıldığını ve istila edildiğini söylerken hayal gücünü köpürterek onu kimselere hiçbir koşulda vermeyeceğini söylemişti. Bugün merakımızı ve hayal gücümüzü tekrar hatırlamak için en doğru zamandayız.


Çocukluk yaşlarından kalan hayal gücünü tekrar hatırlamak için de sihirli en meraklı “Neden?” sorusunu bonkörce tüketmeliyiz. Doğru tonda ve zamanda sorulan “Neden?” sorusunun yerini başka bir soru ifadesi dolduramıyor. Biraz can acıtıyor, biraz zorluyor ancak büyütüyor. “Neden?” sorusuyla Sokrates’in “Kendini Bil” tavsiyesi için bir adım atıyoruz, kendi bilgeliğimizle diyalog kuruyoruz. Defalarca yazabileceğim, defalarca söyleyebileceğim Jung’un dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır dediği gibi. Kapıyı açacak olan açıl susam sorusu “Neden?”.

Nörologlar farklı sorular sorulduğunda beynin nasıl tepki verdiğini tanımlarken “Ne?” ve “Nasıl?" sorularında hangi bölgelerin bağlantılı olduğunu gözlemleyebilirken, “Neden?” sorusu için bu netlikte yanıt veremiyorlar. Bu da işin sihirli kısmı sanırım.  Devamı hayal gücüyle gelen birkaç varsayımımız… “Neden?” sorusu kendi özümüzle anlam bulmamızla ilgili, böylece iki taraf yerine varoluş anlamına doğru derinleşebiliyoruz. Hepimizin hikayesi birbirine çok benziyor, ancak hepimiz de biricik ve eşsiziz.


Merak ettiğimizde, hayal kurmaya başladığımızda gelişim ve büyüme de resme dahil oluyor. Meraklı alanda öğrenme ve öğrenci olma kredisiyle hata için tolerans alanımız da pakete dahil orada, meraklı alanda biraz kaybolabiliyoruz, nedeni keşfetmek için yan yollara da sapmamız o kadar anlaşılmaz olmuyor. Kendimize karşı dürüst olmak neyi sevip neyi sevmediğimizi itiraf etmemizi de sağlıyor, böylece farklı objeler, durumlar veya sahneler arasında ilişki kurabilecek boşluğu da yakalıyoruz. Artık kendi değerlerimiz ve duruşumuz öne çıkıyor, bilgeliğimizi kendimize ve çevremize sergilediğimiz şefkat ile derinleştiriyoruz.


Şimdi tam bu noktada meraklı alan ile performans alanını “The Invincible Company”’deki eksenden esinlenerek yazmak istedim.



Meraklı alan çok güzel gelsenize 🎈



205 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com