Search
  • minekobal

Merak ve duygusal çeviklik

Mutluluğa engel olan şey, mutluluk arayışının kendisidir.

Victor Frankl


Burada da ilham kaynağı Duygusal Çeviklik kitabı ve Susan David. David şu soru ile başlıyor “İş yaşamında size kendinizi kötü hissettiren, burada ne yaptığınızı sorgulatan sahneler var mı?” Eğer bir işimiz varsa yanıtımız büyük bir olasılıkla “Evet”. David bu sorunun devamında ne yaptığımızla daha çok ilgileniyor aslında. İki seçenek söz konusu olabiliyor, ya içimize atıp biriktiriyoruz. Bir şey olamamış gibi varsayıp, e-postalarımıza ve rutin toplantılarımıza dönüyoruz. Duygumuzu yok sayıp onu tanımlamaya çalışmıyoruz, sonrasında da bambaşka bir zamanda çok da anlam veremediğimiz bardağı taşıran damla ile baş başa kalıyoruz. Bize karşı tutumundan bir şekilde rahatsız olduğumuz kişiye hiç bir şey söylemeden devam edip, sonrasında bir toplantı da “sen de hep zaten….” diyerek en olgun (!) pasif agresif tavrımızı sergileyebiliriz. Ya da daha uzun zaman biriktirebilme becerisine sahip kişiler sürekli şikayet ettikleri işlerinde/ birlikteliklerinde duygularına hiç dokunmadan yaşabiliyorlar. Eğer içine atan bu örnek size yakın değilse Susan David’e göre arpacı kumrusu olabilirsiniz. Arpacı kumruları aldıkları bir geri bildirimi kendi içlerinde büyüterek, başına ve sonuna magazinsel çıkarımlarını ekleyerek günün devamını bloke edebilirler. İç diyalogları o kadar yüksek sesle onları meşgul eder ki duygusal fırtınaları durumu değerlendirme becerilerini neredeyse yok eder.


Susan David’in paylaştığı reçete önerisi ise dört adımdan oluşuyor.


Birinci Adım: Tanımlayın

Atölye çalışmalarında sık karşılaştığımız bir durum aslında, “Ne hissetmeyi seçiyorsun?” diye sorulduğunda “ne hissediyorsun” ve “ne hissetmeyi seçiyorsun” ifadelerini arasındaki farkın arasını çizdikten sonra aldığımız yanıtlar çoğu zaman “iyi” veya “güzel” gibi jenerik olabiliyor. İkinci seçenek ise biraz daha uzun cümlelerle duygulara bulaşmadan aktarılan düşünce cümleleri olabiliyor. Neler yaşadığını ve içinde bulunduğu durumu anlatmanın duygulara dokunmaktan çok daha tanıdık olduğunu biliyoruz. Bir atölye çalışması için bu durum çok da kritik olmasa da, yaşanan zorlayıcı bir durum karşısında insanların duygusunu yok sayması çok daha ürkütücü bir durum. David bu durumu “Tanımlamadığımız duygular, kontrol edemediğimiz strese yol açıyor.” ifadesiyle açıklıyor. Tanımladığımızda kendimi “güvensiz hissediyorum”, “biraz kızgın hissediyorum”, “bu belirsizlikten rahatsız oluyorum” diyebiliyoruz.


Genel kabul gören 8 ana duygu ve açıklamaları merak ederseniz;


Mutluluk: Sevinç, neşe, zevk, rahatlama, keyif, haz, gurur, heyecan ve coşkunluk,
Üzüntü: Keder, acı, kasvetli, melankoli, umutsuzluk, yalnızlık ve depresyon,
Korku: Kaygı, endişe, sinirlilik, ürkeklik, dehşet ve panik,
Şaşkınlık: Hayret, sürpriz, şok, şaşırma, şaşkınlık ve merak ,
Öfke: Hiddet, kızgınlık, gazap, sinirlilik, düşmanlık, hınç ve şiddet,
İlgi: Merak, kabul, dostluk, güven, şefkat, sevgi ve bağlılık,
İğrenme: Tiksinme, hor görme, küçümseme, kibir, nefret, hoşlanmama, sevmeme,
Utanç: Suçluluk, utanç, hayal kırıklığı, vicdan azabı, pişmanlık, üzüntü ve pişmanlık.


İkinci Adım: Kabul edin

İsimlendirdikten sonra David’in reçetesinin ikinci adımı kabul etmek. Bugünün kişisel gelişim dünyasının ısrarla pazarlamaya çalıştığı “mutlu hissetme zorunluluğuna” inat amacımızı “her zaman iyi hissetmek" yerine “yıkıcı duygularımıza nasıl yaklaşabileceğimizi bilmek” olarak belirlemenin daha sağlıklı olacağını anlatıyor.


Duyguları iyi veya kötü diye yargılamak yerine onları sadece olduğu gibi kabul etmekten bahsediyor. Çünkü duygular gelirler ve geçerler, hiç biri kalıcı değil. Duygular gökyüzündeki bulutlar gibi, geliyorlar ve geçiyorlar. Mutlu isek, bir şekilde geçecek hep mutlu kalmayacağız, kızgın isek o da geçecek aynı kızgınlıkla hayatımız devam etmeyecek. Kabul edip izlediğimizde onlara nasıl yaklaşmayı tercih edeceğimizi de seçebiliyoruz.


Üçüncü Adım: Davranışınızı seçin

Duygularımızın arabanın arka koltuğunda oturduğunu ve bize nereye gitmemiz gerektiğini, nasıl arabayı sürmemiz gerektiğini söylediğini hayal edebiliriz. Hangi duygudan bahsediyorsak tonu da ona göre değişiklik gösterecektir.


Meraklısına not: Inside out filmi nefis bir örnek olacaktır.


Ancak sürücü koltuğunda oturan biziz, dolayısıyla karar verecek olan duygumuzu seçecek olan da biziz. Koçluk yaklaşımıyla bu sahneyi kamera konumu olarak isimlendiriyoruz. Kameralar görüntüleri kaydeder ve diyalogları kaydeder, duyguları kaydetmez. Kendimize kamera konumundan bakabildiğimizde duygumuzun ne olduğunu ve kendi seçimizi merakla izleyebiliriz. Kaygıyı meraka dönüştürdüğümüz noktada da şahane bir iş başarmış oluyoruz.

Kızgın hissettiğimizde sadece bir an nefes alıp “Ne istiyorum?” sorusunu kendimize sorup, sadece bugünden değil, yarın perspektifi ile de aynı soru üzerinde düşündüğümüzde seçim yapabilmeye başlıyoruz. Ya o kızgınlıkla hiç kurmadığımız kadar akıcı cümlelerle bir mesaj yazıp gönderebiliriz, biraz sesimizi yükseltebiliriz ya da daha anlamlı bir tercih yapabiliriz.

Kaygılı hissettiğimizde sorun yokmuş gibi yapıp, Instagram hikayelerinde gezinerek oyalanmayı seçebiliriz, ya da açık ve temiz bir diyalog için görüşme talep edebiliriz. Her zaman bir seçeneceğimiz daha var, sonuçta ağaç değiliz ve hareket edebiliriz.


Bir egzersiz yapmak isterseniz: Sağ ya da sol fark etmez bir elimizi yumruk yapın ve sıkın. Şimdi beşe kadar sayın. 1-2-3-4 ve 5 şimdi bırakın. Devamı yazının sonunda:-)


Tam bu noktada bir ek yapmak iyi gelecektir. Olumsuz, yıkıcı duygular için arabanın arka koltuğu ve kamera benzetmelerini kullanmak ile birlikte çok coşkulu anlarda da işimize yarayabilir. Tabii ki o mutluluğun içinde kalıp yaşamak çok değerli, ancak yeni projeye dahil olmak, birine bir söz vermek için çok da doğru bir an olmayacağını hatırlamak iyi olabilir.


Meraklısına bir öneri: En kızgın olduğunuz anda aynaya bakabilecek cesaretiniz var mı? Karşınızdaki kişinin tam olarak ne gördüğünü merak edebilirsiniz.


Dördüncü Adım: Değerlerinize göre hareket edin.

İlk üç değerinizi temel alarak kendimize kamera konumundan aşağıdaki soruları sorabiliriz. Bir değerler listesi bana yardımcı olur, derseniz aşağıda görebilirsiniz. Tabii ki bu değerlerle sınırlı değilsiniz, eklemek istedikleriniz de olabilir. Hiç çekinmeyin:-)


Adalet
Aidiyet
Başarı
Bilgelik
Çalışkanlık
Cesaret
Dayanıklılık
Dinamizm
Doğa ile bağlantılı
Estetik
Gelişim
Güven
Huzur
İnsanlara yardımcı olma
Merak
Minettarlık
Özgürlük
Öz sorumluluk
Paylaşım
Sadakat
Sadelik
Samimiyet
Şeffaflık
Vicdan
Yaratıcılık

  • Bu değerleri günlük yaşamımızda ne sıklıkla hatırlıyoruz?

  • Hangi hedeflerimiz bizim bu değerleri daha fazla deneyimlememize alan yaratıyor? Yaşamımızın farklı alanlarında farklı hedeflerimiz var ve bazı hedeflerimiz diğerlerinden daha değerli. Farklı zaman dilimlerinde önceliklerimiz değişse de, doğrusu ve yanlışı o kadar siyah-beyaz ayrılmasa da sorunun kendisinin değerli olduğuna inanıyoruz. Neleri yapmak bizim için daha değerli?

  • Yaptığımız her şey eşit derecede anlamlı değil sonuçta. Önceliklendirme şansımız olduğunda değerlerimizi ne ölçüde ziyaret ediyoruz?

  • Hangi insanlara daha fazla değer veriyoruz? Değerler perspektifi ile baktığımızda bu insanlardan ne öğreniyoruz? Bu insanlar bize ne katıyor?

Tükenmişlik sendromuna beş kala işe gömüldüğümüzde bu değerlerimizi unutabiliyoruz. Ya kızgınlıkla daha çok çalışmaya başlıyoruz, ya değer verdiğimiz birilerine sesimizi yükseltiyoru, ya kendimizi hamburgerler, cipsler ve dondurmalar da avutmaya çalışıyoruz. Çoğunu da fark etmeden yapıyoruz.


Meraksına küçük not: Günün belirli saatinde durup kendinize sadece nasıl hissettiğinizi sorabilirsiniz, hatta devamında ikinci bir soru da gelebilir. Nasıl hissetmeyi seçiyorsunuz?


Merakla kalınız🎈


İşte devamı: Beşe kadar sayarken nefes aldınız mı? Büyük bir çoğunluğumuz yumruğunu sıkarken nefes almayı unutuyor ve daha da kızgın olmaya devam ediyor. Sadece bu notu bile aklımıza getirebilmek yeterli olacaktır.



66 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com