Search
  • minekobal

Merak bilgiyi döver mi?

“Konfor bir misafir olarak gelir, gitmemek için elinden geleni yapar ve sonunda bizi ele geçirir”

Halil Cibran


Eren’in annesi olarak, oğlu ilkokula giden bir anne kredisini kullanarak, kim kimi döver tadında başlık seçebileceğimi düşünüyorum.


Bu başlığın devamında masaya getirmek istediğimiz sorunun fikir annesi Liz Wiseman. “Multipliers” isimli kitabı bir dönem en çok satanlar listelerinde yer alıyordu, oradan bir çoğumuza tanıdık gelebilir. Ancak şimdi 2014 tarihli “Rookie Smarts” kitabından notlar ile karşınızdayız. Wiseman kitabında özetle “acemi çocuk bakış açısına” ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Bu notu “merak” perspektifi ile okuduğumuzda farketmenin ötesine geçmek için ipuçları da alabiliyoruz. Fark etmekle yetinmemek için bir kaç arka cep ipucu isterseniz…


Konu merak olunca eleştirisel bakışa da geniş bir yer açabiliriz. Bir çok eğitimde gönül rahatlığı ile referans verdiğimiz Malcolm Gladwell’in “Blink” kitabında bahsettiği 10.000 saat kuralını sorgulasak mesela. Bir konuda iyi olmak için gerçekten 10.000 saat pratik kazanmak gerekli mi? Keman virtüözü olmak istiyorsak bu süre makul gelebilir, ancak profesyonel yaşamda ihtiyaç duyduğumuz beceriler gerçekten bu kadar zorlayıcı mı? Wiseman’a göre işe yeni başlayan bir çaylak 20 saat uygulama deneyimi ile yeterli düzeye ulaşabilir.


Deneyimi tabii ki de yok saymıyoruz, bununla birlikte acemi çocuk bakışına ve sorduğu sorulara daha çok alan açmamız gerektiğine inanıyoruz.

15 yıldan bu yana aynı kurumda çalışan teknik bilgisi ve iç/dış paydaşlara ilişkisi iyi olan bir çalışanı düşünün. İyi olduğu için, daha önce aldığı kararlar iyi sonuç verdiği için kendini geliştirmek ve öğrenmek konusunda çok da istekli olmadığını profil notuna ekleyin. Yeni fikirler için bir heyecanı da yok, farklı kişilerden/ disiplinlerden görüş de almıyor sadece hak ettiğine inandığı terfi kararın duyurulmasını ve tebriklerini bekliyor. Vee keşke içeren bir temenni cümlesi “Kariyer basamaklarında yükselmek yerine öğrenme ve gelişim yolculuğunu zenginleştirse ne güzel olurdu.” Varsayalım bu çalışan kendini hiç zorlamadı, çok sevdiği konfor alanında kalmayı tercih etti. Bağlı çalıştığı yöneticisi, yöneticisinin yöneticisi, çalışma arkadaşları da ona sorular sormadı ve sonuç olarak kişi içinde bulunduğu vahada kendini olduğundan daha başarılı, daha yetkin, daha iyi olarak görmeye başladı. Kendini gerçekleştiren kehanet tadında buna da inanmaya başladı. Çok tanıdık sinsi bir tehlike hikayesi yazıyoruz böylece. Senaryonun devamını iyi biliyoruz, plastik diyaloglar, suçu üçüncü taraflara atılan performans kayıpları ve hayal kırıklıkları… İnsan Kaynakları lensi ile düşen Çalışan Bağlılığı Anket sonuçları… Teşhisimiz biraz rahatsız etmesine rağmen, gerçekçi geliyorsa biraz daha derine inmeye çalışıp tedavi önerilerine geçmeye sizleri davet edebiliriz.


Eğer kişiler gelebilecekleri en iyi pozisyona geldiklerini düşünüyorsa önce kendileri sonra çevreleri için meraktan yoksun bir sahneye hazır olabilirsiniz. Tüm enerjisini işi, ekibi ve kendini büyütmek için değil pozisyonunu korumak için güç oyunlarına harcama olasılığı oldukça sevimsiz olabilir. Hele oralara gelebilmek için çok badireler atlatıysa ve 10.000 saat karşılığı emek koyduysa çevresindekiler için iş sabır sınırlarını zorlayacaktır. Bugünün ve geleceğin iş dünyasında yeni başlayan “akıllı çaylakların” ısrarına tam da bu durumlarda o kadar çok ihtiyacımız varken…


Wiseman hepimizi büyüten bu çaylakların dört farklı zihniyet ile hareket edebileceğini söylüyor.


01. İlk zihniyet tanımı “sırt çantalılar” olarak karşımıza çıkıyor. Gezgin tadında bu meraklıları yeni fırsatlar için her zaman bitmeyen bir iştahla soru sormaya devam etmelerinden tanıyabiliriz. Varsayma uzağına düşmeden soru sormaya devam ederler.


  • Hiç bütçem olmasaydı nasıl ilerlerdim?

  • Yine aynı meseleyi hiç bir insan desteği almadan nasıl çözerdim?

  • Ya da şu andaki pozisyonda olmasaydım nasıl bir çözüm önerisi geliştirebilirdim?


Bu sorular size ne ölçüde yakın diye bizden bir soru gelebilir. Kendinizi hangi sahnelerde bu soruları sorarken hatırlayabiliyorsunuz? Bu soruları sorabilmek için hem başımıza bir şey gelmeyecek güvenini hissetmemiz, hem de ünvanın getirdiği kalıplardan uzaklaşabilmemiz gerekiyor. Bazı durumlarda yönetici/ lider olarak bu cesareti sergilesek bile kurum kültürü bize alışılagelmiş yolları dayatabilir, bu durumlarda aldığımız pozisyon fark yaratacaktır.


02. İkinci zihniyet tanımı “beyin-zihin” konuştuğumuz programlarda duymaya alıştığımız bir kavramla resmediliyor; avcılar ve toplayıcılar. Bu zihniyetin sıkça sorduğu soru ”Farklı disiplinlerden, farklı kişilerden ne öğrenebilirim?” olmaktadır. Konfor alanlarını terk etmek için bir tereddüt duymazlar, merakla yeni bakış açılarını anlamaya ve uyarlamaya çalışırlar.


Bugünün ve geleceğin dünyası potansiyeli deneyimin önüne taşıyor. (Bu arada potansiyel derken hepimizin üzerinde hemfikir olabileceği olumlu bir gelişim fırsatından sözediyoruz. Genelde İnsan Kaynakları potansiyeli hep varmak istediğimiz iyi bir yer olarak tanımlarken, aynı kelimeyle zararlı alışkanlıkları da kastedebiliriz. Erteleme, geç kalma, kritik notları öngörememe, işbirliği için sağlıklı bir ortam yaratamama potansiyelimiz de olabilir. Bu parantezi açmak istedik çünkü her kavram içinde artı ve eksi yönleri barındırabiliyor. Bir konuda güçlendikçe, eksenin diğer tarafında olası bir maliyetini de satın alıyoruz. Hikaye sadece isteyerek bilerek bu seçimi yapmakla ilgili)


Kendinize bu zihniyetle ilgili sorabileceğiniz birkaç soru isterseniz… Sadece bir başlangıç önerisi, siz devamında daha özelleştirip kendi dinamiklerinize göre nefis sorular da çıkarabilirsiniz.


  • Yaptığınız işle ilgili ülkede, yurt dışında kimler en iyi isimler?

  • Onlarla bir araya gelebileceğiniz ne gibi platformlara ulaşabilirsiniz?


Sosyal medyaya bu gözle bakabilirsiniz. İçinde bulunduğunuz sektörden uzağa düşen bambaşka dinamikleri olan bir alan düşünün. Orada benzer fonksiyonlarda, pozisyonlarda çalışan birinden ne dersler alabilirsiniz. Siz ona ne katabilirsiniz?

Networking tam da böyle çalışıyor. Başlangıç sorunuzu diğer kişiye ne katabilirim diye sorduğunuzda sahici bir diyalog kurabiliyorsunuz. Ne alabilirim yerine ne verebilirim diye merakla diyaloglar inşa etmek hepimize iyi gelecektir.


03. Üçüncü zihniyetin metaforu “Ateş üzerinde yürümek”. Ateş üzerinde yürümek hem çeviklik, hem de çok dikkatli olmayı gerektirir. İkisini de aynı anda yapabilmek hiç de kolay değil, kabul ediyoruz. Ancak denemeye, zorlanmaya değer…


Gerçekten büyük bir etki yaratmak istiyorsan, dünyayı değiştirmek tutkusu olan biriyle o dünyanın nasıl çalıştığını bilen bir bilgeyi bir araya getirin.

Liz Wiseman


Bu ruh hali için kitap önerisi sadece iki kelime: “Sokağa çıkın” Plazaların en üst katındaki ortasında kocaman masası olan resmi toplantı odanızı terk edin ve sahada müşterilerle birebir etkileşimde olan çalışanlarınızın yanına gidin.


  • En son ne zaman bir son kullanıcınızın sizin kurumunuzla yaşadığı deneyime şahitlik ettiniz. Ya da siz bu deneyimi yaşadınız?

  • Birinci düzeyde müşterilerinizle etkileşimde olan çalışanlarınızın dünyasını ne kadar tanıyorsunuz?

  • Bir güne nasıl başlıyorlar?

  • Gün boyunca neler yaşıyorlar?

  • Neler onların karınlarını ağrıtıyor?

  • Nelerden mutlu oluyorlar?


Tüm bu sahnelerde uç örnekleri yakaladıkça cebinize atabileceğiniz notlar da zenginleşiyor. Ortalama hikayelerden bir ders çıkmıyor. Çok mutlu, aşkla çalışan birileri veya çıkış mülakatına beş kala örnekler yeni fırsatları daha görünür kılacaktır.


04. Dördüncü zihniyet ise "daha söylemedi mi" dediğiniz öncü tarafımızla ilgili. Hepimizin içinde bir tarafımız konfor alanını terk etmek için yanıp tutuşuyor. Böyle düşünmek, hatta inanarak bu görüşü güçlendirmek iyi geliyor. Pembe tarafından bakmanın pek zararı olmayacaktır.


En iyi versiyonumuzu deneyimlediğimiz halimiz başarımızı kutladığımız an değil, onun bir önceki sahnesinde öğrenme sürecindeki kendi sınırlarımızı genişleterek zorlandığımız andır. Eğer yeni becerilere yeni bakış açısına yeni iş yapış şekiline ihtiyacımız olduğuna inanırsak, merak ve öğrenme ardından gelecektir. Bunun için çok da derin olmayan ancak merakı tetikleyecek, konfor alanından çıkmayı anlamlı kılacak bir bilgi düzeyi yeterli olacaktır. Sonrasında soru sordukça, farklı perspektiflerle farklı ortamları deneyimledikçe zorlayıcı büyüme süreci iyi gelecek.


Biraz egzersiz yapmaya hazırsanız bir kaç önerimiz daha var, buyrunuz.


  • Şirketinizde sizin eşdeğeriniz olan bir pozisyon mu boşaldı, hatta sizden daha düşük bir kademe bile olsa sizin hiç bilmediğiniz ama merak ettiğiniz bir alan da olabilir burası; oraya kimi getirecekler diye liste yapmak yerine acaba ben yapabilir miyim diye kendinize sorular sorun.

  • Kendi işinizin yanına ek iş olarak 6 aylığına ek sorumluluk olarak almayı deneyin. İnanın hiç işinize yaramayacağını bildiğiniz sıradan eğitimlere gitmektense, bu ek sorumluluk ile 6 aylık bozulan konforunuz belki de gelecekte 6 yıllık bir mutluluğun anahtarı olacak.

Bir çok kişiden soru sormakta zorlandıklarını duyarız. Bunun sebebi ise soruyu zorlaştırmamız. Aslında en doğru sorunun en kolay soru olduğunu unutmamız. Sokrates Atina’da gezerken yolda durup herkese bıktırırcasına sorular sorardı. Problemin köküne inmek için arka arkaya 23 kere NEDEN sorusunu sorduğu rivayet edilir. Aslında burada arka arkaya neden sorusunun sorulmasının nedeni problemin kökünden uzaklaşmadan ve ön yargıda bulunup yönlendirmeden kişinin cevabı bulmak için sadece soruna odaklanılması. Hiç bir şey soramıyorsanız sadece neden diye sorun yeterli olacaktır? Ağdalı soruları ve cümleleri şiir ve edebiyat eseri yazarken kullanırsınız😉


Bildiğimiz konforlu toprakları terkedip yeni dünyaya geçtiğimiz, başarılarımızı eski alkışlanan hikayelerimizi yıktığımız ve yeni hikayeler inşa etmek için heyecan duyduğumuz yer tam da burası. Mağaradan çıkan ve yaşamak için başka mağara arayan ve yolda her taşı kaldırıp her otu tatmayı deneyen ve bu sayede insanlığın soyunu yaşatan atalarımız gibi yeni maceralar bize soru sordurur, sinir sistemimizi daha öğrenir hale getirir, bizi dinç kılar ve en önemlisi “merak” ile yaşatır.


Soru sormak = Merak etmek


Akıllı çaylak olma hali Wiseman’a göre yaştan bağımsız bir durum; meraklı, alçakgönüllü ve oyuncu olmak veya kalmak için işe yeni başlamış olmaya gerek yok.


Akıllı çaylak lensi ile bakmak için en iyi zaman ne zaman diye sorarsanız, işte birkaç arka cep notu:

  • Her şey gayet iyi gidiyorsa ve bir dolu olumlu geri bildirim, takdir cümlesi duyuyorsanız

  • İyi performans sonuçları sergilemek sizin için artık bir mesele değilse, en son ne zaman zorlandığınızı hatırlamıyorsanız

  • Size bir talep geldiğinde hiç endişe duymuyor ve performans kaygısı yaşamıyorsanız Toplantılardaki bir çok diyalog sizin için öngörülebilirse, pek de sürprizli bir sahne yaşanmıyorsa

  • Son dönemde öğrendiğiniz/ kendinize kattığınız bir konunuz hızla aklınıza gelmiyorsa Zamanım olsa da biraz okuyup bu konuyu araştırsam öğrensem diye yedekte 3-5 konu başlığınız yoksa

  • Çok meşgulseniz, ancak sıkıldığınızı da söylemeye (en azından kendinize) başladıysanız.

  • Eski olumlu tutumunuzu çok da sergileyemiyorsanız, kendinizi daha sık şikayet ederken yakalamaya başladıysanız

  • İlk boş kaldığınızda sosyal medyada zaman öldürüyor veya kendinizi bir dizinin üçüncü bölümüne geçerken yakalıyorsanız

Merakınızı yüksek sesle ifade etme ve konfor alanınızla vedalaşma zamanınız gelmiş olabilir.

Kim bilir bu ruh hali size iyi gelecektir, belki de yeni bir konfor alanı yaratmadan meraklı sularda hep kalmayı isteyeceksiniz. Bu sular ile ilgili bildiğimiz “kesin bilgi” asla sıkıcı olmadığı, isterseniz tabii…


Acemi çaylak tadında meraklı kalmaya devam edin 🎈



199 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com