Search
  • minekobal

Merakın gölgesinde 😎


“Eğer birey kendi gölgesiyle hesaplaşmayı öğrenirse, dünya için gerçek bir şey yapmış olur. Günümüzün devasa, çözülmemiş toplumsal sorunlarının hiç olmazsa minicik bir parçasını sırtlanmayı başarmıştır.” Carl G. Jung

Merakın asi ve belki de gölgede kalan karanlık tadına biraz bulaşmak istedim nedense, Andersen’den masallar ile başlayarak 🎈

Andersen’in meşhur “Gölge” masalında bir gölge bilgili ve zarif olan sahibinden ayrılmayı başarır. Sahibi ise bu durumdan o kadar da çok etkilenmeden kendisine yeni ve daha alçak gönüllü bir gölge yaratır. Birkaç yıl sonra ise zamanla zenginleşmiş ve nişanlanmış gölgesi ile karşılan sahip kendisini bir tuzağın ortasında bulur. Önce eski gölgesi kendisine gölge olması için bir teklifle gelir, sahip ise bu teklifi kabul etmemekle birlikte gölgenin aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini nişanlısına anlatmaya çalışır. Ancak gölge tüm becerisiyle müstakbel eşini gölgesinin akli dengesini yitirmiş olduğuna inandırır ve sahibini hapse attırır.

Andersen’in belki de en karanlık bu masalı egonun karanlık tarafının güçlendiğinde nasıl bir bedele mal olabileceğini anlatır.

Ursula K. Le Guin ise “Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar” kitabında Andersen’in “Gölge” masalını nefis bir şekilde analiz eder.

“Sahibin hatası “gölgesini” izlemekte. Masalın başında onun gitmesine izin verdiğinde, kendisi de artık asla tam olamıyor. İstediği kadar zarif veya bilgili olsun gölgesi ve kökleri olmadan hakikate ulaşamıyor”

Gölge kavramını hem bireysel hem de daha geniş bir perspektifle kolektif bilinçaltına taşıyan Jung Ursula Le Guin’e de ilham vermiştir.

Merak lensi ile baktığımda ise gölge ne zaman var, ya da yok sorusunu sorduğumda ise Irvin Yalom’un “Güneşe Bakmak” kitabına geliyorum. Yalom bu kitabında güneşi “ölümü” anlatmak için kullanır, hep oradadır, orada olduğunu biliriz, orada olduğu için de hayat vardır ancak ona bakamayız der.


Güneşle olan ilişkimize merakla baktığımızda satır arasında cesur diyalogların kapısını aralayacak notlarla karşılaşıyoruz. Öğle saatinde güneş en yüksek noktada iken güneşe bakamıyoruz ve tam bu konumda gölgemiz de yok. Yalom’un ölüm metaforu tam da burası bana göre. Bununla birlikte sabahın erken saatlerinde veya güneş batarken güneşle romantik bir ilişki kurabildiğimiz sahnelerde gölgemiz de uzamaya başlar.


Gölgemizle eğleniriz, ailece yürürken boyumuzun ne kadar uzadığı bizi güldürür. Gölgenin oyuna çağıran tarafı renklidir. Gölgenin içinde inişler ve çıkışlar vardır. Biraz merak vardır, biraz kendimize ve ötekine dair sorular vardır. Bilinmezliğin tadını gölge ile çıkarabiliriz. Gölge olmadığında mutlak bir doğru tek bir yanıt vardır. Keşfetmek için bir boşluğumuz yoktur, merak edecek bir sahne de yoktur. Zaten bakamayız çünkü “ölüm” gibidir. Yaşamın paketine ise belirsizlik, gölge ve eğlence dahil. Merak yaşama sevinci ise gölgesiz kalmayı reddetmeden birlikte keşfetmeyi, büyümeyi seçebiliriz. Kendimizi ve ötekini fark edebilmek için gölge tarafımıza ihtiyacımız var.


Gölgenin kaygısını meraka dönüştürecek sorularımız bol olsun🎈



45 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com