Search
  • minekobal

İş hayatında meraka yer açabilir miyiz?

Bir kaç itiraf için ruhunuz hazır mı? Biraz daha sahici bir şeyleri masaya getirelim, canımızın acımasından çekinmeden.


Devam eden notlar tabii ki bizim perspektifimizden, dolayısıyla objektif olduğuna dair bir iddia taşımadan tüm önyargılarımız dahil…


Atölye çalışmalarında veya danışmanlık projelerinde sektörden bağımsız farklı düzeylerde bir çok çalışanla bir arada oluyorum. Gün geçtikçe daha da umudunu yitiren daha da mutsuz bağlılığını ciddi olarak sorguyan bir katılımcı kitlesi görüyorum. Kültüre ilişkin dertleri iki günlük eğitimlerle çözmek de mümkün olmadığı için “profesyonellik” çerçevesinde kendilerine biçilen rolleri oynamaya çalışan çalışanlardan bahsediyorum. Açılış cümlelerinde beklentilerin "işten uzaklaştığı için ne kadar huzurlu olduğu" ile başlayıp, sonra "müdürüm arayıp benden bir şeyleri pek acil isteyecek" cümlesini diye duymayan danışman buralarda kalmamıştır.


Bu arada konumuz değil ancak korsan birkaç satır açıp kaçacağım, yazmazsam eksik kalırım. Grup fotoğraflarından bu mutsuzluğu okuyamazsanız, Instagram sevgimiz ve kameralar karşısındaki dolup taşan enerjimiz bambaşka, içinde biraz kozmetik, biraz ele güne mesaj da var. Çokça da bireysel imajımıza hizmet etmeli, ancak sonrasında bedelini kendimize de yabancılaşıp mutsuzlaşacak ödüyoruz. Böylece köşeli parantezi kapatıp konuya geri dönüyorum.


Kurumlar mutlu çalışanlar yaratmak için neler yapıyor? Önce çalışan bağlılığını veriye dayalı anketlerle tanımlamaya çalışıyor. Ancak bu iş biraz merak işi eğer bayrağı insan kaynakları taşıyorsa hayatın içinde masa başında "big data" kovalayarak değil gerçek hikayelerin içinde olsa resim değişecek. Josh Bersin bunu “görünmez insan kaynakları olmak” diye açıklıyor. Ne kadar temiz bir tanım. Derdim sadece anket ile meseleleri tanımlayıp kopyala yapıştır fikirler geliştirmek ve bunu yaptım, bunu da yaptım, hatta kimseler yapmazken bunu da ben yaptım diyerek havalı üst yönetim sunumları yapılması. Piknik ve sosyal kulüpler insanları mutlu etmez. Hatta bunu büyük harflerle de yazabilirim, kurumları bir aileye dönüştürmek de fena bir yalan. “Biz bir aileyiz” ne kadar plastik ve duygulara açık açık oynayan bir ifade. Çalışanların bu yaklaşımı satın aldığına inanılıyorsa durum daha da vahim olabilir. Aileler kolay kolay dağılmaz, çocuğumuzu ne yaparsa yapsın severiz, kabul ederiz, sonsuz kredi tanırız bu konu bile olmaz. İş dünyasında bir kontrat yaparız ve o kontrat çerçevesinde en iyi performansımızı ortaya koymaya çalışırız. Kurumun bir vizyonu gitmek istediği yer vardır, bizim ona kattıklarımız/ katabileceklerimiz aynı yönde ise ilişkimiz devam eder yoksa yeni yollarımız olur. Ailede performans kriteri yoktur, stratejiler ve KPI’lar yoktur. Doğum günü pastasını birlikte üflemek ve seramik/ dans kursları aile tadı vermez. Hele o kadar uzun saatler çalıştıktan sonra bir de yine ofistekilerle eğlenmeye çalışmak ne kadar sağlıklı bilemiyorum.


Buradan seslensek mesela, bırakın çalışanlarınızı çıksınlar başka alanlara bulaşsınlar, biraz kafalarını boşaltsınlar, başka insanlardan ilham alsınlar sonra dönüp merakla yeni fikir üretsinler. Aynı insanları görerek, aynı insanlarla aynı konuları konuşarak kimse daha meraklı olamaz daha yaratıcı olamaz.

Önce kendinizi sonra da insanları özgürleştirirseniz biraz maceraya alan açarsanız merak da devamında gelecektir.


Masanın diğer tarafından kurum konumundan aynı resme nasıl bakabiliriz?

Fatih’in bu noktada çok sade ve bir o kadar da itiraf etmeyi teşvik eden sorusu, zararın neresinden dönsek iyi gelir tadında...


  • Çalışanların katıldığı eğitim programlarının ne kadarlık bir kısmı gerçek bir meseleyi çözmek için düzenleniyor?

  • Kaçı birilerinin performans hedeflerini karşılamak üzere gerçekleşiyor?


Eğitim konu başlıkları her geçen yıl daha havalı olsa da, hatta içerikleri kuruma özel ve pek güncel olsa da kaçınılmaz sonuç çok değişmeyebiliyor:


Yöneticiler çalışanlarının hangi eğitime gittiğini MERAK etmediği için, çalışan da eğitim öncesinde MERAK edip eğitimi araştırıp yöneticisi ile beklentilerini paylaşmadığı için yılda binlerce saat eğitim sadece meraksızlık yüzünden çöpe gidiyor.


  • Merak ile eğitim/ gelişim programlarına yaklaşılırsa neler değişir?

Yöneticiler ve katılımcılar arasındaki program öncesi ve sonrası sohbet gerçek yaşam örnekleri içerebilir. Hatta eğitimde paylaşılan modeller ve araçlar belki biraz daha uzun süre yaşayabilir böylece. Sonrasında merak yeni konu başlıklarını da tetikler, öğrenen büyüyen çalışanlar, takımlar ve kurum için güçlü bir başlangıç bile olabilir.


Yine masanın diğer tarafından gün sonunda performans hesabı veren bir beyaz yakalıdan (Fatih’ten bahsediyorum) ipucu duymak isterseniz, sade ancak etkili olduğuna inandığımız sahici bir örnek, buyrunuz...


Ekibinize bir kahvaltı mı düzenlemek istediniz, harika olması için biraz standartın dışına çıkalım mı?


İlk ipucu lütfen işinizin operasyonunu konuşmayın, çalışanlarınız zaten tüm gün operasyon üstünde, bu kahvaltıda başka alanlara yer açın.


İkinci ipucu mekan seçimi önemli bir karardır, dolayısıyla siz de yönetici olarak hak ettiği özeni gösterin. Bütçeden bağımsız bir mekan seçiminden söz ediyorum, çünkü toplantılar sonrasında yerleri ile anılır. Çalışanlarınızın zihinlerini açmanıza yardımcı olacak bir seçim yapabilirsiniz. Tarihi bir yer ya da eserlerini çok sevdiğiniz bir yazarın öncesinde sık gittiği bir yer olabilir. Hikayeler değerlidir.


Üçüncü ipucu ise dozunda ev ödevi içeriyor. Konuya sizin verdiğiniz özeni de daha görünür kılmak için seçtiğiniz yerle ilgili bir kaç merak uyandırıcı bilgi, görsel paylaşın. Tercihen çok da resmi olmayan bir dil ile yapın, çünkü merakı büyütmek istiyoruz. Bilginin doz ayarı biraz hassas bir konu; çok az olursa kimse merak etmez, çok fazla olursa da işin gizemi kaçar. Tam arada bir yerlerde bilgi paylaşımını tutmak gerekiyor, belki biraz pratik iyi gelir.


Dördüncü ipucu sizin de merakınız beslensin, siz de “acemi cocuk olmanın” tadını çıkarın. Her zaman gittiğiniz bir yer olmasın, garsonların sizi iyi tanıdığı bol bahşiş alacakları için sevdikleri bir yer de olmasın. Bırakın orada gözleriniz farklı uyarıcılara maruz kalsın, siz de içeri girdiğinizde etrafta neler var bakın, görün. Acemi bir çocuk gibi… Menü de yeni olsun, yemek seçerken zorlanının mesela. Daha önce denemediğiniz bir yemek sipariş edin, belki içindeki baharatı merak edersiniz masada sohbetini açarsınız. Google ve youtube orada mutlaka yanıtları vardır, asla kaybolmazsınız.


Beşinci ipucu iş arkadaşlarınızla kahvaltı sırasında meraklı bir sohbet edin.

Hayal ettiğin pazar sabah kahvaltısı nerede?

Anadolu’nun hangi şehrindeki kahvaltı sence en özeli?

Şu ana kadar yediğin en farklı baharat nedir?

Ya da gözü kapalı masadan bir peynir tatmalarını isteyin, sonrasında da ne olduğunu tahmin edip edemeyeceklerini izleyin.


Sizler yeni sorular, yeni meraklı testler yaratın ve ekibin de yaratması için fırsat yaratın. Zihninizi, bedeninizi zorlayın, biraz rahatsız/ huzursuz olun. Çünkü merak biraz huzursuz ve tatminsizdir.


Sonuç olarak ekibinizin merakı artar mı söz veremeyiz ancak, işe döndüklerinde daha yüksek bir enerjilerinin olacağından emin olabilirsiniz. Akşam da evde bu meraklı sohbet devam edecektir.


Konu derin ve tartışmaya açık, şimdi burada mola verelim; devamı gelecek yazımızda merak ederseniz.


Mine ve Fatih



189 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com