Search
  • minekobal

İş dünyasında meraka yer açmaya çalışıyoruz (devam)

Updated: Jan 29

Merak kendi varoluş sebebine sahiptir.

Albert Einstein


Birkaç yıl geriye gidip eskiden hikaye nasıldı, şimdi neler değişti diye bakıp bu perspektifle merakı tartışalım.


İş yaşamına bizim başladığımız dönemde 90’ların ortalarında kurumlarla yaşayan bir kontratımız vardı. İki taraf da yüksek sesle ifade etmese de o fil odanın ortasındaydı. Eğer sisteme inanırsak, eğer çok çalışırsak (bu kısmının hala geçerli olduğuna inananlardanız) ilişkimizin devam etmemesi söz konusu olamazdı. Daha uzun ve havalı ünvanlar ile birlikte, köşe odalar, yaşamınızın diğer alanlarını asla dert etmeyeceğimizi garanti alan bir paket/ yan haklar ve kendimizi çok rahat hissettiğimiz/ kendimize benzeyen çalışma arkadaşları kontrat kapsamındaydı. Çok çalışalım bağlılığımızı gösterelim, sistemin bize ihtiyacı olduğu anlarda ne pahasına olursa olsun hazır olalım yeterliydi; başarı her nasıl tanımladıysak devamında gelecekti, gelmemesi gibi olasılık kimsenin aklının ucundan geçemezdi. Bu sahnenin biraz daha radikal versiyonu bir jenerasyon öncesinde yaşanmıştı, orada yine aynı kurgu içinde bağlılık ve sadakat hep merkezdeydi, sadece zaman tanımı biraz daha genişti, ilişkiler emekliliğe kadar sürüyordu.


Peki sonra ne oldu da kontratı yok saymaya başladık? Kurumlar kontratı bozdu, daha doğrusu daha fazla bu kontratı taşıyamaz hale geldiler. Tanıdık gelen paradigmalar değişmeye başladı. Çok para kazanmak için sermaye birikimi artık ön koşul değildi, iyi bir fikri olan çok para kazanabilmeye başlamıştı. Dolayısıyla sektörden bağımsız ilerleyen teknoloji, alt yapı maliyetlerinin taşınmasını zorlaştırmaya başladı. Üzerine bir de bağlayıcılığı artan yasal düzenlemeler gelince kurumların şansı giderek azalıyordu. Artık sadece birilerinin sistemi kurması ve diğerlerinin de kendi fonksiyonlarında uzmanlaşarak iyi birer uygulayıcı olması yetmiyordu. Herkesin değer yaratmasının beklendiği, hatta kendisini/ takımını/ kurumu yıkabilme cesaretini gösterebildiği yapıları hayal etmeye başladık. Alışık olduğumuz rüya bitmişti, belki daha keyifli yeni bir rüya başlıyordu ancak bizim misketlerimiz burada çok talep görmüyordu.


Önceki yıllarda çalışanların özgeçmişlerinde geçen firma sayısının fazla olması pek de hoş karşılanmazken, bugün zenginlik olarak görmeye başlayabiliyoruz. Aynı kurumda farklı pozisyonlarda, farklı yönetim yapılarında da olsa 20 yıl çalışmış birinin dünyası daha dar olabiliyor. Farklı kurumlar, farklı dinamikler, farklı sektörler, farklı krizler, farklı insan hikayeleri “almaya gönlü olan” çalışanı büyütebiliyor.


Tam bu noktada eğitimlerde ve iş görüşmelerinde yeni nesil katılımcılardan sadece o sektörü merak ettiği için, yeni bir deneyim kazanma heyecanıyla iş arayışı hikayeleri dinliyoruz. Bazıları aradığını bulamayıp, kürkçü dükkanına dönmüş de olabiliyor. Ancak yeni nesilde alacağımız iyi derslerden biri bunun yasını tutmak yerine deneyimden öğrendiklerini büyütmek de olabilir. Onların özgüveni ve merakla harekete geçme potansiyelleri geleceğimizi şekillendirecek.


Çünkü bugün Google’da “company” yazarak görselleri aradığımızda karşımıza çıkan heybetli plazalar bundan 7-10 yıl sonra yerlerini çok daha küçük yapılara bırakacak. O zaman aynı merak için cümle içinde google ifadesini kullanır mıyız bilemiyorum, kod adı google demek yeterli olacaktır. Herkesin çalıştığı kişileri ismen ve gerçekten tanıdığı yapılara dönüşeceğiz. Tam zamanlı bordrolu işler yerine proje bazlı sağladığımız katkı kadar getiri elde ettiğimiz bir modele geçeceğiz. Bitemeyen evlilikler gibi birilerinin birilerine yük olduğu tablolar yerine her gün yeniden aşık olacağımız bir merakla çalışabileceğiz.


İlişkilerimiz daha açık ve sahici olacak, çünkü başka türlüsünü taşıyabilecek kimsenin kredisi de kalmayacak. Kurumlar kendisine söylenenin ötesine geçebilecek çalışanlar/ iş ortakları ile olmak istiyor. Bayrak kaldırabilecek cesareti olan, merak eden, araştıran, daha iyisi için koşan, sahici ve heyecanını paylaşan ilham veren insanlarla çalışmak istiyor. ,


Çalışanlar ne bekliyor? Çok farklı bir tablo yok aslında. Güven bekliyor, içten bir ilişki bekliyor. Deneme ve hata yapma lüksünü çok istiyor. Kendisine alan yaratabilmek istiyor, takımını kurmak, çalışma konusunu seçmek, hangi platformda hangi kaynaklarla çalışacağına dair söz sahibi olmak, kendini geliştirmek bunun için de zamanını yönetebilmek istiyor. Gelecek resminde kendini artık bu kurumda göremediği noktada da iyi bir şekilde ayrılabilmeyi hayal ediyor. İmzasını atabileceği, anlam bulabileceği bir hikaye yazmak istiyor, aileye girmek değil.


Biraz iğneyi kendimize batırabiliriz tam bu noktada…

Uzmanlığı çok yüksek diye kişileri aynı koltukta gönülsüz olarak oturmaya mı zorluyorsunuz?

Kazandıklarınız tabii ki var, ancak emin olun daha fazlasını kaybediyorsunuz. İnsanlar konfor alanından çıkmadıkça, ortalama performans ödüllendirildikçe, hep birlikte küçülüyoruz. Burada satır arasındaki sihirli ifade ise “gönüllülük”. “Hadi konfor alanından çıkalım” denince çıkılmıyor, “hadi motive olalım”, “hadi merak edelim” gibi söylemlerin hiç hükmü olmadığı gibi.

Bu konuda danışmanlık perspektifi ile cevabımız çok sade ve temiz.

Siz ortamı hazırlayın, merakı teşvik edin kültür çıktı olarak gelir. Oyunu böyle kurun, oyunda kalın; merak ve cesaret oyunu büyütür. İnsan Kaynaklarını fonksiyonu “görünmeyen İK” olarak burada bayrağı taşıyabilir, hatta hemen taşımaya başlasa ne güzel olur.

  • Kontrol eden, geçmişe yönelik kayıtları tutan bir İK yerine müşteriyi merkeze alan (iç ve dış diye de ayrılmasak, müşteri müşteridir) meraklı bir İK hayal ediyoruz.

  • Çalışan deneyiminde meraka daha çok yer açmak için alan yaratan, başarı hikayelerini büyüten, cesaretle yapılan hatalardan alınan dersleri paylaşan bir İK hayal ediyoruz.

  • Güzin Abla tadında dert dinlemekten çok, gelişim için heyecan katan insanları büyüme ve anlam bulma yolculuğunda zorlayan bir İK hayal ediyoruz.


Bir kaç arka cep için ipucu isterseniz, buyrunuz…

  • İş alım süreçlerinde adayların merakını/ öğrenme çevikliğini de kriter olarak alabilirsiniz

  • Performans değerlendirme süreçlerinde elde edilen sonuçla birlikte sorulan soruları, merakın öne çıktığı proje önerilerini, öğrenme/ gelişim çabasını da ödüllendirebilirsiniz

  • Meraka kurum gündeminde daha çok açabilirsiniz. Düzenlediğiniz eğitim programlarının tasarımını merakla oyunlaştırabilirsiniz

Son olarak küçük bir korsan son not; yok ben merak etmiyorum derseniz bu cümleyi atlayın, ancak bizce okursunuz:-)

Sorumuz şu “Bugün bu pozisyon için işe alım süreci başlatsan, bu kişi ile çalışmak ister miydin?” Eğer biri ile ilgili karar vermeniz gerekiyorsa ve duygularınız ve mantığınız bir türlü aynı noktaya gelmemekte inat ediyorsa bu soru hayatınızı kolaylaştırabilir.


İş dünyasının meraka çok ihtiyacı var, merakla birlikte güven, bağlılık, sağlıklı bir rekabet, sorumluluk, yenilikçilik, büyüme gelecek… Altında gerçek bir merak yoksa kopyala yapıştır palyatif çözümlerle zaman dolduracağız ki böyle bir lüksümüz yok.


Merakla kalalım 🎈



38 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com