Search
  • minekobal

Epikür'ün bahçesi 🍇

Bugünlerde kendimizi daha yalnız hissederken Epikür’ün bahçesinden ilham almak belki iyi gelebilir 🎈


Epikür’ü nasıl bilirsiniz?

Hayat bir gün, tadını çıkaralım veya zevk-ü sefa içinde yaşayalım gibi yanıtlarınız varsa, varsayılanın aksine insanlığı ahlak ve huzura davet eden Epikür'ün yaşam öyküsünden birkça not ile başlayabiliriz.


📎 Epikür M.Ö. 340 yılında Samos’ta dört kardeşten ikincisi olarak doğmuş. 12 yaşında felsefe ile tanışmış ve askerliği için Atina’ya geldiğinde de ana akımları tanıma fırsatı bulmuş.

📎 Sonrasında Samos Büyük İskender’den İonyalılara geçince Anadolu’ya geçip ilk sohbet grubunu kurmuş. Devam eden dönemde ise Atina’da bahçeli bir ev alarak döneme inat kadınların da katılabildiği meşhur okulunu yani “bahçesini” açmış. 💃

📎 300’ün üzerinde eser yazmış olsa da bugüne sadece 3 mektubunun ulaştığını biliyoruz. O üç mektupta aktardığı felsefesi ise bugün sorduğumuz birçok soruya yanıt olabiliyor.


Öğretisinin çekirdeği pratik bir yaşam bilgeliği oluşturmaktı, kapsamlı bir felsefe teorisi yaratmak gibi bir isteği yoktu. Dolayısıyla ayakları yere basan, yaşadığımız bildiğimiz dünyada daha huzurlu ve iyi olmanın yollarını arıyordu. Öteki dünyayla ilgili pek bir derdi olmadan pragmatik bir yaklaşımla korku, tutku ve acıların üstesinden nasıl gelebiliriz sorusunu soruyordu.


01. Epikür’e göre iki temel korku vardı:

İnsanlar tanrılardan korksa da tanrıların insanların dünyasıyla pek de ilgilenmediğini iddia ediyordu Epikür. Ruhani dünyaya çok gönderme yapmadığı gibi, kendisinden önceki filozoflardan farklı olarak "herşeyin bir nedeni vardır" cümlesi yerine rastlantı da olabilir demiştir. Bu yaklaşımı ona dinsizlikle suçlanmak olarak döndü tabii ki.


Öne çıkardığı ikinci korku ise ölüm korkusu. Ölüme yaklaşımı ise ruhu tanımaktan geçiyordu. Ruh da her şey gibi atomlardan meydana geliyorsa, ölümle de dağılıyorsa korkacak bir şey olmamalıydı. "Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa da ben yokum". cümlesiyle bugün de sık. sık kullandığımız temiz bir yaklaşım ortaya koymuştur. 😎


02. Tutkuların üstesinden gelmek için segmentasyon benzeri bir önerisi vardı. Tutkuları üç grupta tanımlıyordu.

📌Doğal ve gerekli olanlar: Acıkınca yemek yemek gibi, ekmek yediğimiz durum abartmamak kaydıyla

📌Doğal ve gereksiz olanlar: Yine açız ancak bu kez daha lüks bir tüketim tercih edebiliyoruz, üzüm yemek gibi

📌 Doğal olmayan ve gerekli olmayan: Burada liste biraz daha uzun, zihnimizde yarattığımız (ya da bize yarattığımızı sandığımız) tutkular burada marka fetişizmi gibi…


03. Acıları ise zaman boyutuyla düşünebildiğimizde daha katlanılır hale dönüştürebileceğimizi söylüyordu. Acıdan arındığımızda mutlu olabiliyorsak, dostlar ve sohbet edebileceğimiz bir bahçe en iyi başlangıç olacaktır.


Bugüne gelirsek…

Bir çoğumuz kendimizi daha. önce hiç hissetmediğimiz kadar yalnız hissediyoruz. Bir arada olduğumuzda yaşadığımız küçük karşılaşmalar, kahve arası sohbetler, toplantı öncesi/ sonrası masum dedikodularımızdan uzaklaştık. Kendi evlerimizde çalışabilen şanslı kişilerden de olsak yalnız hissetmeye başladık, anlaşılmadığımızı düşünmeye başladık. Bizi meşgul tutacak bir dolu oyuncağımız olsa da o eksiklik bizimle kalmaya devam ediyor. Daha ne kadar sorusuna net yanıt bulamamak ise tabloyu biraz daha grileştiriyor.


📌 Yalnız hissettiğimiz sahnelerde altta yatan derdimizi kendimize itiraf edecek meraklı ve cesur diyalog kurabiliyor muyuz? Epikür tanımladığımızda çözebileceğimizi de söylüyor. Ya. da Epikür bize muhtemelen kiminle iletişimde olduğumuzda yalnız hissetmediğimizi sorardı.


📌 Neden korkuyoruz? Korkularımızın ardında bizden saklananlar neler? Belki de kader ağlarını bizim için örmedi, sadece tesadüftür olanlar… (Hiçbir şey tesadüf değildir demeye çok alışmışken kolay olmayabilir 😉)


📌 Neyi çok arzuluyoruz? Bu arzumuz ne kadar doğal ve ne kadar gerekli?


📌 Acımız bizi hangi sahneden uzaklaştırmaya çalışıyor? Hangi duygumuz bizim tarafımızdan fark edilmeyi bekliyor?


📌 Neyi merak ediyoruz? Yalnız hissetmek bize neyi hatırlatıyor? Neyi öğretiyor?


📌 Epikür’ün bahçesi tadında nasıl bir kabilemiz olsa nasıl olurdu? Bu kabile ile nerede buluşurdunuz? Nasıl bir ortam hayal ediyorsunuz? Bu bahçede kimler olurdu? Nelerden konuşurdunuz? Fonda nasıl bir müzik olurdu?


Belki çözemeyeceğiz ancak meselemizi tanımladığımızda, kendimizle cesur bir diyalog kurabildiğimizde daha güçlü olmaya başlayacağız. Mesele biraz daha küçülecek, bizi o kadar sabote etmeyecek. Epikür böyle mi yaklaşırdı tabii ki bilemiyoruz, öylesine meraklı birkaç not sadece 🎈



137 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com