Search
  • minekobal

Büyüme uğruna büyümenin tehlikesi 🎈

Klasik Ekonomiyi “Bedava öğle yemeği olamaz” diyerek Ulusların Zenginliğinde tanımlayan Adam Smith modern kapitalizmin ilk emekleme döneminde 18.yüzyılda yaşamıştı. Onun tanımıyla zenginliğin getirdiği zevkler “büyük, güzel ve soyludur ve onun için verilen çabaya, neden olduğu kaygılara değer”. Bugün ise kapitalizmin olgunluğun ötesinde bir dönemi yaşıyoruz. Yaşamdan ne beklediğimizi, dengeyi bulma çabamızı, artan kaygılarımızı masaya getirdiğimizde sadece ekonomik büyümeye kayıtsız kredi vermek yeterli gelmiyor.


Daha doğa ile barışık, daha sade ve rafine bir yaşam kurmaya çalıştığımızda ise büyük arabalar, havalı siteler veya marka çantalardan sıyrılabilmek o kadar da kolay olmayacaktır. Kapitalizm öncesinde temel ihtiyaçlar Maslow’un Motivasyon Modelinde en alt basamakta kalırken, bugün hepimiz en bol çağda yaşıyoruz. Alışverişe çıkmak bundan 6 ay öncesinde neredeyse boş zaman aktivitesi olarak görülebiliyordu, en azından böyle tanımlayan insanlar hiç birimize yabancı değil. Bu korkutucu tabloyu Charles Handy “Myself and Other More Important Issues” kitabında daha fazlanın her zaman daha iyi olmadığını uzun uzun açıklar. En sık kullanılan orkestra metaforunu bu kez biraz daha farklı konumlandırarak bizi nicelik ve nitelik arasındaki seçim sorusuyla baş başa bırakır.

“Bazen şirket yöneticilerine, eğer bir senfoni orkestrasına gelecek yıl için büyüme planlarının ne olduğunu sorsalar alacakları yanıtın, müzisyenlerin hatta konserlerinin sayılarını artırmak olmayacağını söylerlerdi. Repertuarlarını zenginleştirmek, daha geniş kitleler tarafından tanınmak gibi yanıtlar gelebilirdi. Tabii ki daha fazla finansal kaynağa ulaşmak iyidir, ancak bu daha anlamlı bir amaca giden bir yol ise kabul edilebilir. Aynı bakış açısını diğer sanat dalları, eğitim kurumları ve şirketlere de taşıyabiliriz; daha küçük olmak daha nitelikli olmak daha iyidir.”

Bugün gelişmenin tek ölçüsünün para olmadığını kabul etmeye başladığımızda almak yerine verebilmek de daha yakın gelecektir. Satın alma gücünün değerleri, itibarı nasıl büyütebileceğini tartışmak hepimize iyi gelecektir. Bu zihniyet değişimini ise tetikleyecek olan bireyler olacaktır, ya da böyle ümit etmek istiyorum.

Birey olarak ise eğlenceli bir paradoksun içinde kendimizi buluyoruz. Para kazanmak için çalışıyoruz. Ancak çalışmamızın ardındaki amacın para kazanmaktan daha fazla olduğuna inanıyorum. Meraklı bir soru da isterseniz buyurun 🎈


Sevdiğimiz işi mi yapıyoruz? Yoksa yaptığımız işi mi seviyoruz?

Yaptığımız işte anlam bulabilen şanlı kişilerdensek, en azından belirli bir kısmında bu deneyimi yaşayabiliyorsak Alain de Botton’un ifadesiyle beklentilerimizi de bu doğrultuda yönetebiliyorsak çok şanslıyız. Çalışma hayatının bize sunduğu oyun alanı gerçek dünyaya göre çok daha net sınırları ve düzeni olan bir zemin. Her ne kadar bilmediklerimiz bildiklerimizden daha fazla olsa da, gri sisli alanlar önümüzü görmemize engel olsa da etkileyebileceğimiz unsurlar bize iyi gelir. Organizasyon şemaları, rol ve sorumluluk tanımları, iş süreçleri, uzun süreç tanımları beraberinde getirdiği düzenle bize derin bir konfor alanı yaratabilir. Biz de bu sistemlerden ayrılmamak uğruna bilerek veya bilmeyerek bahanelerimizi savunabiliriz. İşte daha çok anlam bulabilmek için bildiğimiz sulardan çıkıp, merakla keşfetmeye başladığımızda, büyümek sadece bir çıktı olarak bize geliyor. Büyümek uğruna büyümemek için meraklı sorularla başlayabiliriz. Sonrası kendiliğinden gelecektir 🎈

“Hadi işe gidelim”

Rezervuar Köpekleri- Quentin Tarantino



165 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com