Search
  • minekobal

Akademisyenlerin merak notları

Merak çok geniş bir başlık; CERN’de Tanrı parçacığını arayan hipotezlerden, mahalledeki kim kiminleymiş magazinsel meraka kadar bir ekseni kapsıyor. Keyifli kısmı da, zorlayıcı kısmı da tam olarak bu gerçekten besleniyor. Biz de çerçevemiz belli olsun amacıyla profesyonel yaşamda merak nasıl çalışıyor, nasıl merak için daha çok alan yaratabiliriz diye sormak istedik.


Hayaller ve gerçekler…

Bugün iş dünyasında önce kendini sonra çerçeveleri yıkan ve merakla yeniden inşa eden bakış açısı ile uygulama disiplinine ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz. Dilimizde sorun/ araştırın/ bayrak kaldırın gibi sözler sıklıkla yer alsa da çoğu yerde gerçeklerin daha uzakta kaldığını deneyimliyoruz. Kurumlar büyüdükçe, yapılar şişmanladıkça bildiklerimizi korumak daha da öne çıkabiliyor. Statükoyu beslemek pahasına, vasat performansı ödüllendirerek “neden” diye sormaktan kaçınıyoruz.


Merak kavramını iş dünyasına yansıtmadan önce bir mola alarak akademisyenlerden ne öğrenebiliriz diye sormak istedik. Onların bildiği bizim iş dünyasında yüksek sesle itiraf edemediğimiz notlar devam eden süreçte hepimizin iyi gelecek diye düşündük.

Akademisyenler merakı nasıl tanımlamışlar? Merakı kaça ayırmışlar mesela? Veya merak kavramını araştırırken ne gibi prensipleri tartışmışlar?


Küçük bir mutfak notu:

Bir kavram üzerinde araştırmaya başladığınızda farklı makaleler, kitaplarda aynı referanslarla karşılaşma sıklığınız artığında konu ile ilgili hatırı sayılır bir noktaya geldiğinizi düşünebilirsiniz. Merak ile ilgili ulaşabildiğimiz tüm kaynaklara iştahla ulaşmaya çalıştığımızda önce bir hayal kırıklığı yaşadığımızı itiraf etmeliyiz. Konu bu kadar değerli ise (ki burada aynı heyacanı taşımaya devam ediyoruz) neden bu kadar az kaynak olduğunu anlamakta zorlandık. Bu sorunun hala tatmin edici bir yanıtını bulamadık, ancak dert de etmiyoruz. Belki konu o kadar da seksi gelmemiştir, diğer başlıklar daha öncelikli kalmıştır bilemiyoruz.

Paylaştığımız referanslar bizim filtremizden kalanlar, eğer sonrasında derinleşmek isterseniz ilham verebilir diye düşündük. Merak bulaşıcıdır çünkü, kime ne zaman nasıl bulaşacağı belli olmaz:-)


Daniel Berlyne

Merak ile ilgili ilk karşımıza çıkan isim Berlyne oldu. Danışman bakış açıyıla gözlerimiz biraz da iki eksen aramış olduğundan da olabilir. Konu iki eksen üzerinde dört çeyreğe sığdırılmışsa bizim için neredeyse olmuştur. Bir şekilde yeri geldiğinde flipchart üzerinde de böyle anlatırız motivasyonu ile buradan başlamayı tercih ettik.

Berlyne yatay eksende merakın davranış boyutunu, dikey eksende de motivasyon boyutunu incelemiştir. Yatay eksen tek bir yanıtı olmayan biraz daha “çeldirici” olarak görebileceğimiz noktadan, yanıtı çok daha “spesifik” olan ve derinleşmeyi önce çıkaran bir noktaya gelir. Davranış lensi ile baktığımızda aradığımız yanıta ulaşmayı mı amaçlıyoruz, yoksa tam olarak yanıtını bilemeyeceğimiz bir konu ile ilgili sorular mı bizi cezbediyor?

Dikey eksen ise algılama ile tetiklenen meraktan, sadece merak etmenin iştahının ödülün kendisi olduğu epistemik meraka doğru konumlanır. Motivasyon lensi de burada merakımızın nereden beslendiğini tanımlamaya çalışır. Gördüğümüz, duyduğumuz bir durum mu yoksa zihinsel iştahımız mı merakımızı büyütüyor?



Spesifik Merak : Belli bir bilgiye yönelik öğrenme ihtiyacıdır. Pandaların ömürlerini uzatmak için beslenme biçimlerini araştırmak gibi

Çeldirici Merak : Aklımızı çelip sizi oyalayacak bir dürtü olmakla birlikte durdurulamayan bir keşfetme arzusu da içerir. Mesaj geldi mi diye sürekli telefona bakmak, yeni model çıktı diye cihazını değiştirmek için kendini tutamak şeklinde günümüze uyarlanabilir.

Algısal Merak : Gördüğümüz, maruz kaldığımız, farklı, ilgi çekiçi, şaşırtan uyarıcıların tetiklediği merak türüdür. Araba ile yolda giderken gördüğümüz ilgi çekici mimari eserin kimin yaptığını veya ekolünü anlamak istemek gibi.

Epistemik Merak : Bilgi ve gerçeklerin derinlerine ulaşma arzusu. Kant’ın deyimiyle bilgi iştahı. 17.yy filozofu Thomas Hobbes bunu zihnin şehveti olarak tanımlar. Bu öyle bir şehvettir ki bitmek tükenmek bilmeyen sonsuz bilgi üretmenin verdiği kalıcı keyif, tüm bedensel hazların geçici coşkusundan üstündür. Aslında İnsanlığı ileriye götüren merak türü budur diyebiliriz. Epistemik merak sonuca ulaşmaktan çok keşfetmeye yönelik süreçten duyulan hazzı ifade eder

Bu dört ana grup haricinde 2 ayrı merak türünden de bahsedebiliriz.

Empatik Merak : Sınıflandırma dışı ama karşı tarafı anlamsızca öğrenme isteğidir. Bize daha çok tanıdık gelen instagramda kim kiminle nerede ne yapmış sonra ne olmuş kim ne demiş sorularını buraya alabiliriz.

Marazi Merak : Sınıflandırma dışı diğer bir merak tanımı da devamında bir amaca hizmet etmeden sadece meraktan yapılan bir eylemi tariflemektedir. Bizlerin ekskavatör izleme ilgisi bu grupta yer alabilir. Ya da trafik kazası olduğunda her iki şeridin de tıkanmasını bu alanda açıklayabiliriz. Üst geçit üzerinde toplanıp yoldaki hafriyatı izleyen toplulukla ilgili bir durum değerlendirmesi yapmamız gerektiğinde cümle içinde kullanabileceğimiz merak tanımı tam olarak budur.


George Loewenstein - Boşluk Teorisi

İlk merak tanımı 19.yy sonunda William James tarafından yapılıyor. Merakı biraz da tanımlanamayan bir obje olarak ortaya koyarak “anlayamadığımız şeylere karşı daha fazla öğrenme tutkusu” ifadesini kullanıyor.

1994 yılına geldiğimizde ise Carnegie Mellon Üniversitesinden George Loewenstein “Merakın Psikolojisi” adlı makalesinde merakın kaynağını bilgi boşluğu olarak ortaya koyuyor. Bu tanımı biraz daha açmaya çalışalım şimdi. Doğduğumuzdan bu yana birçok bilgiye maruz kalıyoruz ve bu bilgileri bir şekilde biriktiriyoruz. Biriktirdiğimiz ve kendimize göre anlamlandırdığımız bu bilgilerin uzağına düşen yeni bir fikir, eylem veya madde ile karşılaştığımızda bir boşluk oluşmaktadır. Çok alışık olmadığımız bu boşluk bizi rahatsız eder ve boşluğu tamamlamak üzere araştırma yapmaya yeni bilgilere ulaşmaya çalışırız. Loewenstein’ın görüşüne göre merakımızı gidermek keşfetmenin çekiciliğinden öte boşluğun neden olduğu huzursuzluğu kapatmakla ilgilidir. Aynı zamanda Boşluk Teorisi bize konu hakkında az da olsa belirli düzeyde bir bilgimiz olması gerektiğinden de bahseder.



Loewenstein’ın teorisini bir kaç örnekle günlük yaşama taşıyabiliriz. Antep yöresinden başlayalım, hatta yöresel yemeklerle devam edelim. Antep yöresine ait yemekler hakkında bilgisi ve çeşitli deneyimleri olan birisi, Antep yemekleri yapan bir restorana gittiğinde yediği yemekte aldığı farklı bir tad ve koku olduğunda buna sebep olan besin maddesini merak edecek ve araştıracaktır. Oysa Antep yemeklerini sadece karın doymak amacıyla yiyen ve yemeği oluşturan besinleri, baharatları hiç araştırmayan birisi önüne farklı ne konulursa konulsun farkı anlamayacak ve farkı yaratan notları da merak etmeyecektir. Aslında konu hakkında bir fikrimizin olması o konu hakkında keyif almamızı, derinleşebilmemizi ve estetiksel bir haz duymamızı sağlayacaktır.

İkinci örneğe konu olan kahramanımız resim, heykel sanatı hakkında en ufak bir bilgisi olmayan bir kişi olsun. Bu kişiye MOMA’da, Tate’de veya İstanbul Arkeoloji Müzesinde eşlik ettiğinizde çok da meraklı sorular duymayacağınızı varsayabilirsiniz. Gelecek sorular büyük bir olasılıkla Google’da ilk sayfada yanıtını bulabileceğimiz kapsamda olacaktır. Bu deneyim kendisi için o kadar da iz bırakmayacaktır ve siz kendini gerçekleştiren kehanete şahitlik edebileceksiniz. Bu yüzden hayatında güzel sanatlar hakkında bilgisi olmayan bir arkadaşınızı lütfen müzeye götürmeye zorlamayın veya gittiğinde ilgisizce dolaşıp hemen çıkmaya çalışmasını yadırgamayın.

Hadi şimdi de iş hayatına dönerek bir örnekle açıklayalım boşluk teorisini. Aynı ofise çalışan, aynı işi yapan 5 kişilik bir ekibin üyesi olduğunuzu varsayalım. Tüm ekip üyeleri çok benzer bir satış işi yapıyorsunuz, yurtiçi müşterileriniz portföyünüzün %98’ini oluşturuyor. Toplam müşteri portföyünün sadece %2’lik kısmı yurt dışı yerleşik müşterilerden oluşmakta. Bu yüzden 5 kişilik ekip olarak dördünüz sadece yurtiçi satışlara yönelik eğitimleri okudunuz ve bu müşterilere yönelik satış metinleri hazırladınız. Anlam verilemez bir şekilde son günlerde yabancı müşteriler sizi arayıp ürün soruyor ve aramızdaki 4 kişi genelde olumsuz dönüyorlar. Oysa aramızdaki meraklı 5.kişi ise fırsatları kaçırmamak adına yabancılara yapılacak satışı gerçekleştirecek eğitimlere katılmış, ayrıca son zamanlara yabancıların şirketi aramasından dolayı koku almış ve internette kısa bir gezinti ile anlıyor ki sattıkları ürünler yurtdışında bir çok ülkede yoka girmiş, ülkemize tatile gelen yabancılar gelmişken bu ürünleri alarak ülkelerine gitmek istiyorlar. Bu boşluktan rahatsız olan 5.satış temsilcisi boşluktan kaynaklanan merakı sayesinde araştırmasını yapıyor ve yabancılara yönelik bir kampanya geliştirerek bir anda satış ve prim rekoru kırabiliyor. Merak aslında hiç bilmediğimiz yerlerden gelmiyor, bildiğimiz alanlardan geliyor. Aynı yere bakan bir çok kişiden sadece biri görür diğerleri bakar sözü tam da merakın tanımı gibi. Eğer fikriniz yoksa dünyanın en güzel eseri de sizin için hiç bir şey ifade etmez. Yani okumaya, anlamaya, bilmeye çalışmak aslında gelecekte de öğrenmeye devam edeceğimizin teminatıdır.


Madem boşluk teorisini canlı hayattan anlatıyoruz; şimdi de aile hayatımızdan bir örnekle devam edelim. Çocukları ile başka ülkelere giden aileler genelde çocuklarının hiç bir şeyi merak etmeden, sağına soluna bakmadan yabancı ülkede gezinmesine sinir olur. Annenin şu sözü hepimize bir yerlerden tanıdık gelecektir. “Çocuğum o kadar masraf yapıp seni buralara getirdik, senin umurunda değil, hiç bir şeyi merak etmiyorsun. Keşke anneannende kalsaydın, biraz daha Minecraft oynardın. Biraz etrafına bakın evladım dönünce arkadaşlarına anlatırsın”. Burada çocuğun merak etmemesi çok doğal, doğru olanı yapıyor. Hatta Minecraft oynayabilsem diye de üzülüyor. Seyahatte hiç bir boşluk hissetmiyor. O ülkenin coğrafyası, kültürü, insanı, sanatı, sporu hakkında hiç bir temel bilgisi yoksa neden merak etsin ki? Anne baba eğer seyahate gitmeden önce o ülke hakkında eğlence oyunlar oynasaydı, kültürü hakkında bazı temel bilgileri aile içinde sohbet etselerdi, ülkenin meşhur spor kulüpleri hakkında araştırma yapmış olsalardı tabii ki çocuk da gittiği ülkede önceden sahip olduğu bilgilerin ışığında merak duyacak, boşluklarını doldurmaya çalışacaktı.

Yani hangi yaşta olursak olalım merak bildiklerimizi temel alarak ilerler. Merak sadece öğrenmeyi değil aslından gördüğümüz şeylerden anlam çıkarmayı ve keyif almayı da sağlar.


Spielberger ve Starr ile Uyarılma Teorisi

Loewenstein ile aynı sene iki psikolog merak ile ilgili farklı bir hipotez yayınladı. Özetle teori organizmaları optimum düzeyde uyarıcı arayan bir varlık olarak tanımlar. Uyaran sayısının çok olduğundan sakin bir çevre ararken, uyaran sayısının az olduğu ortamda ise daha çok uyaranın olduğu ortamlara girmeye çalışır. Karmaşık ve çok tahrik edici ve zorlayıcı uyaranlar alan bir kişi bazen heyecan bazen de korku duyacaktır. Uyaranın çok düşük olduğu ortamda kişi merak ile anlamaya çalışacak, eğer uyaran çok sıra dışı ve farklı, hiç deneyimlemediği bir şey olduğunda ise tam tersine merak duymak yerine kaçmayı ve anlamamayı tercih edebilecektir. Loewenstein’e göre merak bilgi boşluğu ile oluşan huzursuzluğu gidermek olurken Spielberger ve Starr’a göre ise merak öğrenme iştahıdır.


Litmann ile İki Boyut Teorisi

Litmann 2005 yılında daha önce yapılan Loewenstein ve Spielberger-Starr teorilerini bir araya getiren bir teori yayınladı. Her iki önceki teoriyi birleştiren bu teoriye göre merakın iki boyutu vardır. Birisi I-merak (Interest/İlgi) diğer ise D-Merak (Deprivation-Yoksunluk). Bu teori meraka sebep olan iki boyutu da birleştirmiştir. Yani merak hissediyorsanız bu hem o konuda hissettiğiniz bir eksiklikten ve aynı zamanda o konu ile ilgili olarak bir iştahınız olmasından ileri gelebilir. Algısal merak D tipi yoksunluğu tarif eden merak türü iken epistemik merak ise İ (ilgi) tipi merakı anlatmaktadır. Tuttuğu takımın bu yıl hangi transferleri yapacağını merak ederek her gün gazete okuyan, interneti tarayan taraftarın ruh halini göz önüne alalım. Takım yıllardır şampiyonluktan uzak, taraftar şampiyonluğun eksikliği ile yanıp tutuşuyor (Yoksunluk) ve aynı zamanda taraftar dedesinden bu yana tüm aile aynı takımı tuttuğu için takımın başarılını olduğunu görmek tüm aile için ve aslında iş yerinde rakipleri tutan arkadaşlarını kızdırmak ve hava atmak için mükemmel bir durum (İlgi). Bu iki eksen birleştiğinde dışarıdan bakıldığından bir çok insana manasız gelse bile bu fanatik taraftarın tüm dünya liglerini merak edip araştırması, takımın transfer yapma ihtimali olan isimlerin doğduğu güne kadar detaylı araştırması merakın ili ve yoksunluk bir arada nasıl bir zirve yapacağına dair harika bir örneği olabilir. Yoksa dışarıdan baktığınızda hayatta bir çok önemli bilgi varken, eğer spor gazetecisi veya habercisi değilseniz Arjantin liginde geçen yıl bir oyuncunun kaç orta yapıp isabet kaydettiğini merak edip araştırmak ne kadar mantıklı gözükürdü ki?


Akademisyenlerin notlarını iş dünyasına taşımak için zihniyetimizi nasıl şekillendirelim? Akademisyenlerin daha önce sordukları birkaç başlangıç sorusu iyi gelebilir.

  • İş yerinde boşluk yaratacak temel bilgileri nasıl sunuyoruz?

  • İş yerinde kişilerin birbirleriyle etkileşimlerini nasıl teşvik ediyoruz?

  • Sahici diyaloglar ile iştahlarını nasıl büyütüyoruz?

  • Merakı ve sadece soru sormayı başarı kriteri olarak nasıl tanımlıyoruz?

  • Sürdürülebilirliği nasıl sağlıyoruz?

  • Liderlerin rol modeli duruşlarını nasıl destekliyoruz?

  • Meraklı kişileri nasıl keşfediyoruz?

  • Merakı ve meraklı kişileri nasıl ödüllendiriyoruz?

Merakınız bol olsun 🎈



103 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com