Search
  • minekobal

Ölümü merak etmek...

Önce iki son söz:

Mehr licht!” (Biraz daha ışık!)

Goethe

“Çalışmalarım olması gereken kaliteye erişmediği için Tanrı'yı ve insanlığı gücendirdim.”

Da Vinci

Yaşam süremiz uzuyor, çocuklarımız (veya torunlarımız için) 100 yaş belki orta çağın 40’lı yaşları olacak. Hem sağlıklı yaşamın gündemde bu kadar yer edinmesi, hem beslenme alışkanlıklarımız hem de medikal alandaki gelişmeler en azından dünyanın gelişmiş bölgelerinde sonuç getirecek, bunu biliyoruz. Ancak Netflix’deki bilim kurgu dizi senaryolarından gerçekçi bir yeni dünya resmi çizdiğimizde ölüm son nokta olarak olmaya devam edecek gibi…

Bugünkü bilgimizle nasıl bir yaşamımız olacağına ilişkin belirsizlik içinde bir dolu sorumuz olsa da ölümü tek gerçek olarak hepimiz kabul ediyoruz. Ölüm kavramı kaçınılmaz ve net duruşu ile tüm zamanların en merak edilen konusu, bir o kadar soğuk algılansa da… Yaşamı değerli kılan belki de ölümün kesinliği... Yaşama sevinci merak ise, ölüme merak lensi ile bakıp birkaç meraklı soru bile sormak isteyebiliriz.

Başlıyorum, konunun ağırlığının kredisiyle filtrelemeden hafif hafif başlıyorum 😉

Çocukken, çevremizdeki her şey hayret uyandıracak potansiyel taşırken, meraklı sorular tüm doğallığı ile bizimledir. Bol bol sorulan “neden?” sorularına çevremiz alışmışken, yaş almaya başladığımızda her şey bir şekilde tanıdık gelmeye başladıkça merakımız ve “yaşama sevincimiz” azalma tehlikesiyle karşılaşır.


Ölüme olan yaklaşımız aslında eksenin diğer ucundaki yaşama sevincimizin de bir göstergesi olabilir. “Ölüm varsa ben yokum, ben varsam ölüm yok.” sözünü Epikür’den öğrenmiş olabiliriz, ancak ölümlü olduğumuzu hatırladığımız bir anda yine bir ürperti içimizi kaplar. Neyse ki çok uzun sürmeden günlük koşturmamıza döneriz. Sonuçta ölümle randevumuzun ne zaman olduğunu bilmiyoruz, yarın da olabilir, 50 yıl sonrası da. Nasıl bir buluşma olacağını da bilmiyoruz, ama merak ediyoruz işte 😉

Merak etmeye devam ettiğimizde yaşamın tadı da pakete dahil geliyor, bu mutluluk arayışının ötesinde yaşama dair tüm duyguları hissetmeye duyulan heves gibi biraz daha. Yeni bir şey öğrenmeye başlamak yaşımız kaç olursa olsun. Çocukken düşmekten korkmadığımız gibi 60 yaşında Tolstoy’un bisikletine başlamak, ya da Michelangelo’nun 87 yaşında söylediği çok değerli iki kelimeyi “Ancora Imparo” (Hala Öğreniyorum) yaşam mottosuna dönüştürebilmek.

İşte birkaç meraklı soru:

  • Ölüme nasıl yaklaşıyoruz?

  • Korkuyor muyuz?

  • Yok mu varsayıyoruz?

  • Kabullenebiliyor muyuz?

  • Yoksa Zeynep Sayın’ın kitabına (Ölüm Terbiyesi) gönderme yaparak bir terbiye aracı olarak mı konumlandırıyoruz?

Irvin Yalom “Güneşe Bakmak” kitabında ölüm ile ilişkisini sorgularken, güneş metaforundan nefis bir şekilde faydalanır. Güneş oradadır, biliriz ancak güneşe yaklaşamayız, güneşe bakamayız. Güneş tepedeyken gölgemiz de yoktur, her şey. çok nettir ölüm gibi... Gölgelerle oyunlar oynamaya başladığımızda yaşamın içindeki belirsizliklere de göz kırpmayı deneriz biraz. Düşsek de, dizimizi kanatsak da...

Ölümle ilgili o kadar çok bilinmezin yanında kişiye özel bir deneyim olduğunu ve doğum gibi sadece bir kez başımıza geleceğini biliyoruz. Günün sonunda kimse canlı kurtulamadığı için yaşamı o kadar da ciddiye almadan daha keyifli kılabiliriz.

Ölüm döşeğindeki hastalarla 8 yıl tek tek sohbet ederek onlardan en sık duyduklarını “Ölüm Döşeğindekilerin En Büyük Beş Pişmanlığı” kitabında toparlayan Bronnie Ware’den esinlenebiliriz.

01. Keşke hayallerimden vazgeçmeseydim.

02. Keşke aşırı yoğun çalışmasaydım.

03. Keşke duygularımı paylaşsaydım.

04. Keşke dostlarımla bağımı korusaydım.

05. Keşke mutlu olmak için kendime daha çok şans verseydim.


Yaşama sevincimiz bol olsun🎈



109 views

©2019 by meraklısına.... Proudly created with Wix.com